Burçin Başar “Ravenous”

burcin

Kuzuyu yiyen kedi, kediyi boğan köpek, köpeği döven sopa, sopayı yakan ateş, ateşi söndüren su, suyu içen öküz, öküzü kesen kasap, kasabın canını alan ölüm meleği…

Bunca delilik daha ne kadar sürecek böyle?

Ve herşey yeniden başlıyor işte!”

- Had Gadia

Burçin Başar’ın x-ist’te gerçekleşecek olan ikinci kişisel sergisi “Ravenous”yaşamın her noktasını saran kaos kavramına odaklanıyor.

Doymak bilmeyen açlığı, hırsları, iktidar olma ihtiraslarını, canlıların içine düştüğü kargaşayı tuvallerine ve deneyimlediği yeni yüzeylere çarpıcı bir biçimde aktaran genç sanatçı, parçası haline geldiğimiz kaos teorisinin peşine düşüyor. Antik Yunan mitolojisinin dayanaklarından biri olan “Aslında başlangıçta sadece kaos vardı” düşüncesi üzerine ilerleyen sanatçı, yeni sergisini Aslında hala sadece kaos var...” diyerek özetliyor.

İsrail tekerlemesi Had Gadia’yı çıkış noktalarından biri kılan sergi, havanın, toprağın, bitkilerin, hayvanların, insanların birbirlerini yiyip öğüttükleri bir düzende verilen varolma savaşını ve yeni düzenler ararken tekrar tekrar yeni kaoslar yaratıyor oluşumuzu irdeliyor. “Olağanüstü küçük değişikliklerden olağanüstü büyük delilikler bulup, hayatın bütün noktalarını karıştırıyoruz.” diyen genç sanatçı, sergide tuvalin yanı sıra yarattığı yansımayla izleyicinin kendiyle yüzleşmesini sağlayacak bir malzeme olan metal plakaları da yüzey olarak kullanıyor. Soyut komposizyonlarının içine ilk sergisinde olduğu gibi belli belirsiz yerleştirdiği figürlerin yanısıra bu kez de gitgide derinleşen bir atmosferin içine yerleştirdiği vahşi hayvan formlarıyla yeni bir düzen yaratıyor.

Burçin Başar’ın “Ravenous” isimli sergisi, 19 Ekim- 18 Kasım 2017 tarihleri arasında x-ist’te izlenebilir.

“Ravenous” ve Kompozisyonlar

Yazar: Emre Zeytinoğlu

Burçin Başar’ın bu sergisi, elbette bize bir şeyler anlatacak; onun belleğine ait bir şeylerdir belki bunlar… Belki anılardır, belki de tasavvurlar ile gelecek düşleri… Resimlerde göreceklerimiz, bizi birtakım algılara ve birtakım duygulara yöneltecek, bazı düşüncelere dalacağız sonunda… Her sergi sonrası yaptığımız benzer şeyleri tekrarlayacağız kuşkusuz.

Aklımızda yine görüntüler kalacak: Geniş yüzeylere yayılmış kompozisyonlar, iç içe geçmiş ve birbirleriyle kaynaşarak artık konturlarını yitirmiş biçimler, dağılıp giden ve o yüzeyin her yanında denetimsizce akıp duran renkler… Bir anlam ya da bir öykü keşfetmeye koyulacağız. Oysa zihnimizi kurcalayıp duran da bir şey vardır: Sergiye verilmiş o ad… Henüz sergiyi görmeden bu ad ile karşılaşmışızdır: “Ravenous”… “Açlıktan gözü dönmüş” gibi bir duruma işaret ediyor ve “vahşice” bir davranışı çağırıyor. Ve daha da derinde, bastırılmamış güdüler öne çıkıyor bu sözcükte…

“Ravenous” devreye girdiğinden itibaren, bir yaşam nasıl sürdürülebilir? Doğamızdan gelen içgüdüler altında, nasıl bir arada yaşayabiliriz? Elde etme oburlukları, iktidar olma ihtirasları, özgürlüğü “tek başına” kullanma bencillikleri; bunların toplamında ise tikeller arasında süregelen çatışmalar… Bir toplum böyle işlemez; işlerse de o geleneksel İsrail tekerlemesinde Had Gadia’nın anlattığı gibi olur: Kuzuyu yiyen kedi, kediyi boğan köpek, köpeği döven sopa, sopayı yakan ateş, ateşi söndüren su, suyu içen öküz, öküzü kesen kasap, kasabın canını alan ölüm meleği… Ve o zaman tekerlemenin sonunda söylenen şeyi çaresizce tekrarlayıp duracağız: “Bunca delilik ne kadar daha sürecek böyle?” Bu kaosu daha ne kadar çekeceğiz?

Öyleyse doğamızdan gelen güdüleri mi bastırmak zorundayız? Evet, toplumsal olmak hep böyle tanımlandı: Öznelerin, toplumsallık adına yeni kompozisyonları… Öznelerin yeni kompozisyonlarından, toplumsal bir düzen oluşturmak… Ne var ki o öznelerde doğanın yarattığı kaos tümüyle de yok olmayacak, duygular orada saklı çünkü; temizleyip atamıyoruz o doğayı ve o kaosu. Zor bir kompozisyon bu; yeni bir düzen, ama içinde kaostan parçacıklar da var…

burcin

Bu aynı, bir resimlerde (hatta müzikten edebiyata, mimarlıktan heykele ve daha pek çok disipline kadar tüm sanat yapıtlarında) karşılaştığımız kompozisyonlara benziyor. Demek ki bu sergide göreceğimiz her şeyin, kaos ile bir bağ kurduğunu peşinen onaylayacağız ve resimlerdeki kompozisyonları ve onların bize anlattıklarını böyle algılayacağız, böyle anlayacağız.

Oysa bir resim, bir kompozisyon, kabaca bir tanımla yalnızca düzen demektir; bunun böyle olduğunu çoktan öğrenmişizdir. O halde kaosun görüntüsü müdür bu resimler? İyi de bu bir çelişki değil mi? Kafa karıştırıcı bir durumla mı karşı karşıya kalacağız şimdi? Bir fikir, kaos ile açıklanabilir mi?

Bir fikrin oluşması, kesinlikle bir düzenin de oluşması anlamına gelir. Ancak o fikri, sabit kalmaktan kurtaran, aynı yere çakılıp beklemesini önleyen, onu değişikliklere ve genişlemelere açık kılan şey nedir? Kaosun bu fikre davet edilişi değil mi? Hiçbir fikir yoktur ki kaostan bir parçayı içine kabul etmeksizin, yeniden “sonsuz” olanı üretebilsin. Kompozisyonlar da öyledir; öncelikle çerçevelenmişlerdir, o çerçevenin içindeki her şey ise birbirlerinden ayrılmamacasına sıkıca zincirlenmişlerdir. Bir fikrin derli toplu algılanması için gereklidir bu… Gilles Deleuze, buna “bizi kaostan koruyan şemsiye” der. Ama hemen ardından da şöyle der: “Sanatçı, şemsiyede bir gedik peydahlar, hatta özgür ve esintili bir parçacık kaosu içeri alabilmek, ani bir ışık içinde gedikten beliriveren bir görüyü, Wordsworth’un çuha çiçeğini veya Cézanne’ın elmasını, Macbeth veya Ahab’ın siluetini çerçevelemek uğruna, gökkubbeyi bile yırtar.”

Sanatçının bir yandan kaosla bir mücadelesi vardır, öte yandan da onunla bir ortaklığı, bir işbirliği… Herhangi bir özne de aynı mücadeleyi kendi başına verir, dahası bir toplum da… İşte Burçin Başar’ın bu sergideki resimleri, bize kaos ile çalkalanan bir toplumdan haberler veriyor ve birer kompozisyon olarak ideal bir düzeni savunuyor. Bir yandan da kaos durumunun, yani “ravenous”un eleştirisini sezdiriyor.

Pekiyi eleştiriyi sağlayan bu çerçevelenmiş kompozisyonlar mıdır? Olabilir; Deleuze’ün dediği üzere, belki kaostan korunmamız adına bir şemsiye açıyor bu kompozisyonlar bize. Fakat yine Deleuze’ün vurguladığı gibi, gökkubbeyi yırtacak, bir fikri “sonsuz” biçimde yeniden üretecek şey, doğanın o düzen içinde yarattığı kaos parçacıklarıdır: Kaostan gelen bir düzen... 

Yazar Hakkında

avatar
Müzik, Sinema, Tiyatro, Güncel Sanat, Kitap ve Keşif ana başlıkları altında okuyucular, güncel kültür sanat haberlerini takip ederken, yapılan röportajları keyifle okuyor...

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.