Ezberleri Bozan Romeo ve Juliet Yorumu

Yazar: Şafak Ulusoy

Bir lise sınıfı ve birbirine düşman iki taraf. Ve bu düşmanlığın beraberinde getirdiği giderek güçlenmiş kin ve nefretin içinde yeşeren engellenemeyen bir aşk. Oyunun ilk sahnesi, seyirciye bu hala bildiğimiz bir son dercesine bir kız ve erkeğin sıralar üstüne yığılmış haliyle başlıyor. Bu düşmanlığın, Romeo ve Juliet’in birbirlerine olan aşkının önünde “hala bir engel mi?” sorusuna cevabı bilmemize rağmen gürültü patırtı dolu tanıdık bir trajedinin içinde buluyoruz kedimizi.

Nilüfer Belediyesi,  ölümünün 400. yılında Shakespeare’i, yönetmenliğini Serdar Biliş’in, metnin güncel dile uyarlamasını Ahmet Sami Özbudak’ın yaptığı Romeo ve Juliet’i post modern bir uyarlamasıyla anıyor. Oyun, deli dolu liseli ergenlerin eline öyle ustaca temsil edilmiş ki klasik uyarlamayı bir dakika bile aramadan bir acayip çılgınlıkla izledim. Bunda kuşkusuz Serdar Biliş’in metni ve akabinde oyuncuları hınzır bir temkinlilikle özgür bırakması yatıyor.  Seyirciye de, trajedeyi baştan çıkarıcı bir romantizmle elimize tutuşturan son derece iyi kıvrılmış bir oyun izlemesi düşüyor. Diyaloglar arasına çevirmenin ustalığını konuşturduğu Leyla ile Mecnun’dan şairlerimize kadar uzanan girdiler ise ayrı bir maharet işi olmuş.Oyunda genç ve kalabalık bir ekibin seçilmesi beni son derece mutlu etti. Ezberleri bozan, çığırtkan ve bir o kadar oturaklı yorumun tam olarak kendini oluşturmasında bu oyuncuların da payı büyük.

Oyuncular dışında da kostüm tasarımından müzik direktörüne kadar, yeniyle dolu enerjisini her alanda hissedip yaşatan bir oyun olmuş Romeo ve Juliet. Aşkın sınır tanımazlığını, insanoğlunun bitmeyen kavga, savaş ve nefretine rağmen onun var olacağını bu kez kimi zaman kışkırtıcı bir anarşiklikle kimi zaman da romantik bir delilikle izliyoruz. Bu da tabiki yönetmenin dünya gençlerine bir hayli güvenmesi, güncel çevirinin Romeo ve Juliet üzerinden bizi çok iyi kavramış olmasının başarısına borçlu. The Kinks’in “You really got me” şarkısıyla beni bağırtıp çağırtan, Barış Manço’nun “Alla beni pulla beni” şarkısıyla da tutku dolu bir duygusallığı kucağıma veren şarkı seçimlerinin oyuncular tarafından canlı söylenmesi de ekstra alkışı hak ediyor. Oyun bittikten sonra da duygu ve insanlık yüklü anarşizm iksirinin hoş etkisiyle ayrılmanız yüzde yüz diyebilirim. Ki ben bu durumu oyun sonunda, belki gerçekte hiç tuhaf olmayan şeylerin bize tuhafmış gibi öğretilmesinin uzundur yapmadığım yoklamasını, saçlarıma kırmızı bir tüy takarak dışa vurduğumu belirtmeliyim.

Sonuç olarak Shakespeare’in Romeo ve Juliet’i bize ilk defa bu kadar yakın. Bu kadar yakınımıza gelmişken de Serdar Biliş’in dediğin gibi “Haydi gençler balkona!” diyerek ergeninden yetişkinine bu oyunu izleyin derim. Oyunu Bursa Nilüfer Belediyesi dışında İstanbul’da 3 - 4 Mart 2017 tarihlerinde Moda Sahnesi’nde izleyebilirsiniz.

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.