Zamanın Ruhunun Gündelik Hayatta Yansımaları

altan celem gunluk

Röportaj: Hüseyin Gökçe

Ressam Altan Çelem uzun yıllardır pentürün olanaklarıyla eserler üretiyor. Kentin dar sokaklarında, kuytu köşelerinde, caddelerinde, bulvarlarında ve meydanlarında akıp giden zamanın ruhunu yakalamaya çalışıyor. ‘Akışkan modernite’nin gündeliğe sızan akışkanlığı, sanatçının fırça darbelerinde ifade buluyor. Tuvallerinde görünenler kendi gündeliğimize değiyor ve çarpıyor. Biraz önce geçtiğimiz bir mekânla göz göze getiriyor. Gündeliğin dışına çıkamadığımız gibi yağlı boyalardan oluşturduğu katmanlardan dolayı tuvalin de dışına taşamıyoruz.

Gündeliğin hızlı akışını resmetmeye çalışan Çelem’le; kenti, insanı, gündeliği ve akışı odağına aldığı Millî Resaürans Sanat Galerisi’nde açılan “Günlük II”adlı sergisi hakkında konuştuk.

Günümüzde birçok disiplinin olanaklarından yararlanarak oluşturulan eserler görmek mümkün. Hatta bir sergi neredeyse farklı disiplinlerden oluşturuluyor. Uzun yıllardır üretim pratiğinde pentürün önemli bir yeri olan bir sanatçısınız. Bundaki ısrarınız nedir?

Sanatsal ifade aracı olarak teknolojiden, bilimden veya deneysel yaklaşımlardan yararlanmayı reddetmiyorum. Ancak ben pentür ile kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşünüyorum. Boyanın imkânlarının daha samimi, insani olduğunu ve gelenekle olan genetik bağı yüzünden daha güçlü bir etki oluşturduğunu düşünüyorum.

altan celem gunluk

Konu olarak kente odaklanıyorsunuz. Kentin gündeliğini anlatmak istemenizin nedenlerinden bahseder misiniz?

Ben aslında, zamanın (dönemin) ruhunu yakalamaya çalışıyorum. Meseleler genellikle kent yaşamı içerisinde geliştiği için odak olarak algılanmakta. Kente dışarıdan bakabildiğim gibi, içerilere girip dolaşmak, sokaklara evlere girmek, tanıdığım ya da tanımadığım insanlara hayatlara karışmak mümkün olabiliyor.

Kent demişken özellikle İstanbul, Yahya Kemal Beyatlı’nın “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul” ve Birhan Keskin’in “Zillet” adlı şiirinde 59 defa sayıklar gibi “İstanbul sana tepeden baktım” dizileri ile yankılanıyor bende. Nostalji ile günümüz gerçekliğinin uzlaşmaz çarpışması bir bakıma. Siz İstanbul’a nasıl bir bakış atıyorsunuz?

Kenti, kendisini oluşturan tüm katmanlarıyla anlatmaya çalışıyorum. Güzellikler, arka sokaklar, dönüşümler, yerinde kalanlar, ünlü-ünsüz kahramanları ve kentin tüm paydaşları ile birlikte…

Bir flaneur gibi bu kentin sokaklarını dolaştığınız günleriniz oldu mu?

Elbette, çokça. Bu şehirde her an gündelik hayat gerçek üstü bir etkide akıyor gibi…

altan celem gunluk

Eserlerinizde bilindik ve tanıdık bir gerçeklikle karşı karşıya geliyoruz. Örneğin, biraz önce yanından geçtiğimiz bir sokak ve caddeyle, oturduğumuz bir cafe veya bindiğimiz bir vapurla göz göze gelir gibi oluyoruz. Bizi o yerlerle tekrar karşı karşıya getirmekteki amacınızdan bahsedebilir misiniz?

Sanırım aidiyet üzerinden okumak lazım bu meseleyi. Bu şehirde yaşayan herkes, akış içerisinde birçok ‘an’a tanıklık ediyor. Daha önce bahsettiğim zamanın ruhunu aktarabilmek kaygısı burada belirleyici olan.

“Akışkan modernite”nin insanları bir akış halinde. Her şeyi bir akış halinde izliyor. Ali Gazi’nin sergi için kaleme aldığı katalog yazısından ödünçle bu akışa bir bakış atıyorsunuz. Her şeyin aktığı bir yerde insanın şeylerle karşılaşma olasılığı artacağı yerde gittikçe şeylerle temas kurması zorlaşıyor. Her şeye neredeyse göz atar hale geldik. Oysa şeylerle karşılaşma her anlamda çok önemlidir…

Burada belki “hızlı akış” ifadesini kullanmak gerek. Çünkü bizi edilgen bir izleyici haline sokan en önemli etken akışın hızı. Yetişememe hali ve bunun yarattığı duygu yaşamın hızlı temposu karşısında bizi bezdiriyor; yaşadıklarını sindirmek ve içselleştirmeyi zorlaştırıyor.

altan celem gunluk

“Günlük II” serginizdeki eserlerde; varoşlar, kent çeperleri ve yok yerler yok gibi ya da ben göremedim. Buralardaki gündeliği resme taşımamanızın bir nedeni var mı? Oysa orada gündelik bütün acımasızlığıyla, baskısıyla ve çıkmazıyla yaşanıyor.

Bahsettiğim kenti oluşturan katmanlar içerisinde bu gerçeklikler de var, aslında yaşadığımız dönemde demek belki daha doğru olur. Kirli savaşlar, göçler, çeteleşmeler, katledilen doğal hayat vs.

Kentin belleğinde iz bırakan yerler bir bir yok oluyor. Ya da aslına uygun olmayan restorasyon çalışmalarıyla kimliğini kaybediyor. Eserlerinizde bu konuya bir bakış atıyor musunuz?

Evet, aslında kentin bir yap-boz gibi dönüşüm geçirdiğini düşünüyorum. Hatta bu anlamda bazı işlerde bu dönüşümün devam edebileceğine dair yaklaşımlar görülebilir.

altan celem gunluk

Kenti konu edinen bir sanatçı olarak, rant temelli kentsel dönüşüm politikaları hakkında neler söylemek istersiniz? Serginizde yansımaları var mıdır?

Bir sanatçı olarak çok fazla birebir anlatımlardan kaçınmak isterim her konuda. Ancak daha önce bahsettiğim gibi bu dönüşüm meselesiyle ilişki kuran işler mevcut. Bu biraz da izleyicinin okuma biçimi ile de ilgili.

İçinde yaşadığımız kentlere karşılık Altan Çelem ileriki yıllarda “ütopik kentler” resmetme arzusu taşıyor mu?

Olabilir, belki.

Yüksel Arslan pentüre karşı çıkarak doğal renklerle işçi ve patron çelişkisini Das Kapitalden yola çıkarak “Kapital” ve “Kapitali Güncelleştirme” serilerindeki “Artureler” ile anlattı. Sanayi devrimi ve buna bağlı olarak modern kent olgusunun bir sonucu olarak yüzlerce yılın çelişkisini pentürle resmetmek istediniz mi hiç?

Elbette, ancak bunu anlatmanın yöntemleri farklı olabilir. Şimdilik bunu ben de merak ediyorum.

Yazar Hakkında

avatar
Müzik, Sinema, Tiyatro, Güncel Sanat, Kitap ve Keşif ana başlıkları altında okuyucular, güncel kültür sanat haberlerini takip ederken, yapılan röportajları keyifle okuyor...

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.