Epidemik Klorofil

Yeşil

Yazar: Burhan Kum

renk,-gi is. Far. reng  1. Boya  2. Güç  3. Can  4. Gizlemek  5. Hile  6. Bahane  7. Tuzak

Kültürel bir dünya yaratmış olmakla övünüyoruz. Ancak artık agri(açık alan)-kültürel olmaktan oldukça uzak, tekto(yapı)-kültürel bir dünyada yaşadığımızı unutuyoruz. Açık alan kültürü olarak başlayan tarımı verimli üretim kültürü sürecinde kapalı alanlara mahkûm ettik. Vardığımız nokta: Mahkûm, ne de olsa en fazla kendi cezasını yattığını bilirken, gardiyan bütün mahkûmların cezasını yattığının farkında değil.

Kent dönüşürken insan başkalaşıma uğruyor. İnsanla birlikte domestik flora da bu başkalaşımdan payını alıyor haliyle. Pencere kenarına iliştirilmiş yağ tenekelerindeki sardunyaların, saksıdaki fesleğenlerin yerini balkon bahçelerinde ve çatıdaki seralarda yetiştirilen Lisyantus, Taflan ve Betty Manolyaların alması değişime uğramış insana işaret ediyor. Burcu Perçin’in son sergisi Yeşili Doldurmak’ta yer alan eserlerinin, hiç insan görmediğimiz halde figüratif olmaları bundan.

Sergideki resimler, fotoğraflar ve mermer bir rölyef dünyanın kabuğuna odaklanmış. Resim ve fotoğraflarda pek az gökyüzü görünüyor, o da düz boyanmış, karaktersiz. İşlerin meselesi bastığımız zemine ve zemindeki metaya dair, gökyüzü şimdilik para etmiyor. Derisi yüzülmüş dağlar uzun zamandır Perçin’in ilgi odağındaydı. Yıllardır mermer ocakları boyuyordu, saplantılı halde. Yediği hayvanın derisini yüzen tek canlı olan insan dağların derisini yüzüp, maden için karnını deşiyor ya, Perçin de geriye kalan iskeletle yüzleştiriyordu bizi. Peki, dağlardan kopartılan ‘et’lere ne oluyordu sonra, kim yiyordu onları? İşte bu sergi o sorulara cevap veriyor. Yıllarca mermerin üretim sürecinin izinde dağlarda çalışan sanatçı bu kez şehre inip tüketim sürecinin sonuçlarını da gösteriyor bize.

Artık ev inşa edilmiyor Türkiye’de, apartman bile nadiren. Konut pazarında ya ultralüks siteler var, ya da rezidanslar. Dağların bağrından sökülen mermer ve taşlar buralarda kaplama ve kabuk olarak kullanılıyor. Tomografi görüntüleri gibi kesitler halinde. Soğuk, gri, acımasız. Sergide yer alan White Cube adlı resim üzerindeki ‘kusursuz’ mermer bloğu henüz kesitlerine ayrılmamış halde görüyoruz. Topiary sanatının usta örneklerinin sergilendiği bir Fransız bahçesinin ortasında kutuplardan koparılmış bir buz kalıbı gibi eriyip yok olacağı anı bekliyor. 2001 Bir Uzay Destanı filminin başında atalarımızın siyah granit blokla karşılaşmasını çağrıştırıyor bu an. Yalnız bu sefer, torunlar  “İnsanlığın Gün batımı”yla yüz yüze.

yeşil  is. Es. Tür. yaş-ıl  1. Diri  2. Körpe  3. Taze  4. Nemli  5. Işık

Mimarlar da biliyor. Yaptıklarından pişmanlar. Ürettikleri evler akıllı, öyle de pazarlanıyor. Ama aklın mutluluğun garantisi olmadığını seksen altı yıl öncesinden biliyorlar. Le Corbusier “İçinde yaşanan bir makine” yaptığını söylemişti Villa Savoye (1931) için. Ne var ki sahipleri bu makinenin içinde birkaç yıldan fazla yaşayamadılar. Yıllarca boş kalan villa sayısız yıkılma badiresi atlattı, şimdi ise bir müze. Le Corbusier’in mirasını devralan günümüz mimarlarından suçluluk duygularını hafifletecek bir uzlaşma arayışı bekliyorduk. Rezidans sakinlerine insan olduklarını hissettirmenin bir yolunu bulacaklardı elbet. Ev sahiplerini koparıldıkları yeşille buluşturacak bir adım atmaları gerekiyordu. Ve... Çözümü bulduklarını zannettiklerinde hatalarını ikiye katladıklarını fark etmediler: Rezidansların çatılarına (Le Corbusier “Doğadan gasp edilen yeşilin telafisi” demişti Villa Savoye’daki çatı bahçesi için) ve kıyılarına içinde dolaşılan bir makine olarak tasarladıkları bahçeleri ekleyerek buldukları çözümün kozmetik bir müdahale olarak sırıttığını görmüyorlar mı?

Yeşil

Burcu Perçin onuncu kişisel sergisinde bu sentetik bahçelerle uğraşıyor, yeşili hedef alarak. Çünkü binaların adları gibi üstüne, içine, çevresine iliştirilen yeşilin de içi boş. Bütün gösteri bizi kandırmaya yönelik bir tuzak. Aslında binaların da içi boş, resimlerde insan görmeyişimizin nedeni sakinlerinin ruhen ölmüş olmaları değil mi? Neşe Apartmanı adlı resim tam da bu durumu gösteriyor: Cam levhalardan oluşan cephenin ardında birbirinden bağımsız, habersiz, ilişkisiz, gör-ün-meden hüzün içinde yaşayan insanları yansıtıyor.

Tıpkı özenle tıraşlanmış mat yeşil çit bitkilerin yanına park edilmiş sahipsiz motosiklet gibi. Hollywood filmlerinde rüzgarda-salınan-saçlarımın makinesi olarak adlandırılan araç epidemik floranın içine hapsolmuş, özgürlük olarak pazarlanan maphusluk hayatının kusursuz metaforu olarak kim bilir ne zamandır atıl duruyor.

Antik dönemde mimari ve heykelin temel malzemesi olan mermer sergide bir kez de fiziki olarak karşımıza çıkıyor. Başlangıç noktasından oldukça farklı bir biçimde tamamlanmış olan rölyefin çatlaklarından doğanın göz yaşları sızıyor. “Ben buraya ait değilim.” dercesine asıldığı duvardan yere akmak, yerkabuğuna dönmek, yer altına girmek arzusunu dile getiriyor sessizce.

Ve biz ona baka kalıyoruz... Müebbet gardiyanlık bu olsa gerek.

Burcu Perçin’in Yeşili Doldurmak sergisi 20 Mayıs’a kadar Nişantaşı, Galeri x-ist’te görülebilir.

Yazar Hakkında

avatar
Müzik, Sinema, Tiyatro, Güncel Sanat, Kitap ve Keşif ana başlıkları altında okuyucular, güncel kültür sanat haberlerini takip ederken, yapılan röportajları keyifle okuyor...

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.