Bir Sergi Söyleşisi: Eşzamanlılık / Synchronicity

eszamanlilik

Röportaj: Sanatonline

Meclis-i Mebusan Caddesi’nde 25 numaralı terk edilmiş ofis binasının 4. katında bir sergi devam ediyor. 25 Kasım’da açılan ve 23 Aralık’ta sona erecek “Eşzamanlılık”, sergi mekanını yakın çevresiyle ve İstanbul ilişkilendiren, kavramsal ve mekana özgü yapıtların ağırlıklı olduğu bir seçki. Projeyi, küratörü ve sanatçılarıyla konuştuk.

Burada sergi yapmaya nasıl karar verdiniz? Serginin kavramsal çerçevesi nasıl ortaya çıktı?

İpek Yeğinsü (Küratör): Burası kentsel dönüşümle birlikte renovasyona girecek bir ofis binası. Binanın sahibi, yıkım başlamadan önce mekanın sergiler için kullanılmasını istemiş ve bu düşüncesini sanatçı Şevket Sönmez ile paylaşmış; sonra biz bu proje için bir araya geldik. Mekanı görür görmez, aklıma Carl Jung’un uzunca bir süredir ilgimi çeken “eşzamanlılık” kavramı geldi. Bize rastlantı gibi görünen her olayın ardında gerek nesneleri, gerek zihinleri birbirine bağlayan büyük bir düzenin olduğunu savunan Jung, bu yaklaşımını paranormal olayları açıklamak için de kullanıyor. İşin daha da ilginç tarafı, sosyal bilimcilerin sert eleştirilerine maruz kalan bu düşüncesini Einstein ve Pauli gibi tarihin seyrini değiştirmiş fizikçilerle olan sohbetlerinin etkisiyle geliştirmiş olması. Jung’un çalışmalarında kolektif bilinçaltı ve arketip gibi kavramların da önemli bir yeri var. Ben de tüm bu fikirler üzerinden mekânı, yakın çevresini ve İstanbul’u tek düzlemde birleştiren bir sergi kurgulamak istedim. İzleyicinin yakınlık-uzaklık, geçmiş-gelecek, bakan-bakılan gibi ikiliklerin olmadığı, tüm bu zaman ve mekân katmanlarını eşzamanlı olarak deneyimleyebileceği bir alan yaratmaya çalıştım.

eszamanlilik

Sergideki işleriniz tuval üzerine çalıştığınız portrelerinizden oldukça farklı. Bu seriniz nasıl ortaya çıktı?

Aliye Arslan: Bu serideki maske-portreler, birtakım eski uygarlıkların maskelerine ait fotoğrafların bir arkadaşım aracılığıyla elime geçmesi sonucu ortaya çıktılar. Geçmişin izleri olmalarına karşın günümüz insanının algılayabileceği ifadeler üzerinden onlara tanıdık gelen duyguları betimliyorlar. Stil olarak da primitif sanat ile minimalist yaklaşım arasındaki yakın ilişkiden beslendiklerini söylemek mümkün (Resim 1).

Yapıtlarınızda mağara adamının zaman ve mekan sınırlarının ötesine geçen ve günümüz insanının da içinde yaşamayı sürdüren içgüdülerine göndermeler var...

Doğukan Çiğdem: Resimlerimde varlığın sürekli bir değişimden geçtiği gerçeğinden yola çıkarak, pratiğin sorgulandığı kaygı dolu bir zaman-mekan ikileminin yaşamsal değerlere olan izdüşümünü yansıtmaya çalışıyorum. Varoluş yolcuğunda var ile yok arasındaki gerilim aynı zamanda bir başlagıç; eğer geçmişimizi yaratanlar gerçekten de biz isek, daha iyi bir gelecek yaratmak da bence bizim elimizde (Resim 2).

eszamanlilik

Carl Jung'un çalışmalarından sık sık esinlendiğinizi biliyoruz. Bu sergi bağlamında gösterilen Düet serisini biraz anlatır mısınız?

Meltem Sırtıkara: Jung'un salt esin kaynağım yerine işlerimi kurgularken izlediğim yol haritamın bir noktası olduğunu söylemek daha doğru olur. İnsan ruhunun ayrıntıları ilgimi çektiğinden, okuma sürecimde Jung da mutlaka ama mutlaka elimin altında olur. Dolayısıyla işllerimin sergiyle örtüşen birçok yanı var. Eşzamanlılık hiçbir nedenselliğe bağlı olmaksızın ikisi birlikteyken anlamlı olan durumlara, anlamlı rastlantılara dayanır; burada önemli olan zamanlamadır. 2014 yılında ‘Zamanlama Meselesi’ isimli bir sergi açmıştım ve Düet serisini de aynı süreçte yapmıştım. İşlerimde iç dünyalar, ruhun karmaşıklığı zihin gibi insan meselelerine değinirim; Düet serisinde de farklı zamanlarda aynı düşüncelere sahip ve nedenselliğe bağlı olmaksızın bir şekilde yan yana gelmiş insanların ruhlarını birbirlerine aktarmasını, seslenişini anlatıyorum (Resim 3).

Sergideki yapıtınız Yarımadalı’yı üretirken Tarihi Yarımada'daki zanaatkarlarla etkileşime girmişsiniz...

eszamanlilik

Özge Topçu: İki buçuk yıldır Berlin’de yaşıyorum. İstanbul’a dışarıdan bakmak ona duyduğum sevginin tazelenmesine neden oldu. Zanaatkarlarla iletişime geçmemin duygusal sebebi buydu. Öte yandan sergi mekanına ilk geldiğimde, karşı karşıya kaldığım ilk şey ufuk çizgisinin üzerine yerleşmiş yarımada; ikincisiyse çizginin altında kalan Galataport inşaatıydı. Bellek-yapım-yıkım-dönüşüm-yeni bellek-yeniden yapım sarmalı katman katman karşımdaydı. Yapacağım işin hem sınırlı bir alan içinde kalmasını, hem de dışarı sızmasını istedim. Dışarı sızma hali illüzyonun ötesinde yarımadalıların emeğinde; yarımadanın belleğini ve görsel örüntüsünü oluşturan zanaatkarlarla kurduğum işbirliğinde karşılık buldu. Yapıtın adı buradan geliyor ve bir aidiyet de içeriyor: “-li olmak”. İstanbullu nereli, kim İstanbullu? Yıllar önce göç edenlerin oluşturduğu ve İstanbul’u İstanbul yapan bir tarihi yarımada kültürü var. Olumsuz anılan göç, İstanbul’un bildiğimiz, sevdiğimiz ve değişmesini istemediğimiz haline dönüştü. Bugünkü dönüşüm sürecindeyse pasifçe şikayet etmek yerine süreçte söz sahibi olmak; bunun da ‘üstten’ bir yaklaşımla işe yaramayacağının, iletişimsiz bir yere varılamayacağının farkına varmak kilit nokta. Zanaatkarlarla girdiğim etkileşim de bu yönde bir çabaydı (Resim 4).

eszamanlilik

Sergide yer alan Yankı ve Past Is Present adlı çalışmalarınız eşzamanlılık teması ile nasıl örtüşüyor?

Sırma Doruk: Bu iki işin birbiriyle doğal şekilde kurduğu bir bağlantı var. Yankı, bulunduğu zeminle aynı malzemeden bir kaide üzerinde bulunan küçük bir ekran ile vücut ve yüzü temsil ediyor. Kişinin kendi dışında olanla kurduğu, sözcüklere başvurulmamış bir ilişkiden, istek ve arzuların dile getirilmediği fakat zaman, yer ve bilinç düzeyinde birleşme fantezisinden bahsediyor. Ortaya atılmış bu arzular evrende sonsuz bir tekrarla çoğalıyor. Past is Present ise daha çok belleğe, kaydetmek ve sonra geri çağırmaya odaklanıyor. Gözün ve kulağın hafızaya kaydedişini simgeleyen kamera ve mikrofon, ortamda bulunan görsel ya da işitsel her tür veriyi eşzamanlı olarak dönüştürüp ekran ve kulaklık aracılığıyla izleyiciye geri veriyor. Aslında her iki işte de kendimizi deneyimliyoruz; ortak noktaları olan 'sonsuz talep' ve ‘gerçeklikle örtüştürme’ arzusunun, Jung'un eşzamanlılık kavramı ile güçlü bir ilişki kurduğunu düşünüyorum (Resim 5).


Bu sergideki çalışmanız Chillout nasıl ortaya çıktı? Mekanla nasıl bir ilişki kurdunuz?eszamanlilik

Şevket Sönmez: Sergi alanına İstanbul Boğazı ve Tarihi Yarımada görüntüsü egemen; belki de devam eden inşaat projeleri yüzünden bu silüeti bu haliyle gören son kişileriz. Şehrin tarihsel katmanları ve güncel dinamizmi çoklu bir düşünme biçimini zorunlu kılıyor; işimdeki anlam katmanları da bunun bir denemesi sayılabilir. İşin üretim süreci ve tekniği de bu çok katmanlı yapıya uygun bir seyir izledi. Bir manzara metaforu içinde, kişisel ve genel anlamları olan sembollerden oluşan, farklı mekan ve figürleri bir araya getiren bir ağ oluşturdu.

Boğazın gerçek su görüntüsünü duvarda fantastik bir su görüntüsüyle devam ettirmek istedim, Su duvara, duvar ise suya dönüşebilir. Nilüfer yaprağı bir uçan daireye, bir uçan daire terkedilmiş Buzludja Anıtı’na dönüşebilir. Biz hem izleyen, hem de metamorfoz geçirmiş bir figür tarafından izlenen olabiliriz. Benim gözümde bu iş tıpkı İstanbul imgesi gibi kendini bir anda ele vermeyen, üst üste binmiş ve tamamlanmamış, tamamlanması mümkün olmayan hikayelerden oluşan bir fragman (Resim 6).

eszamanlilik

Leviathan ve mekana özgü iş üretme deneyiminizden söz edebilir misiniz? Süreç nasıl işledi?

Tan Taşpolatoğlu: Aslında sergi öncesi mekan keşiflerimiz sırasında zihnimde ilk canlanan fikir, bir süre önce atölyemde bitirdiğim "kat kat" isimli asamblajımı parkeleri sökülmüş, çıplak kalmış beton zemine yapıştırarak sergilemek, onun hemen yanındaki tarihi yarımadayı ve Galataport inşaatını gören pencerelerin önüne de transparan malzemelerin üstüne kurgulayacağım kent ve şantiye çizimlerinden yeni bir asamblaj oluşturmaktı. Pencere önündeki asamblajın mekana özgü yerleştirmeye dönüşmesinin ilk hareketini veren dokunuşlar, çizgilerimin çalıştığım camdaki çatlak ve kırıklardan mekanın dışına taşma isteğini fark etmemle oldu. Sonrasında üç ayrı iş arasında kullandığım malzemelerden tek bir ağ kurulmaya başladı ve sonunda mekana gittikçe yayılan, yarımadaya saldıran betondan bir deniz canavarına dönüştü (Resim 7).

Yazar Hakkında

avatar
Müzik, Sinema, Tiyatro, Güncel Sanat, Kitap ve Keşif ana başlıkları altında okuyucular, güncel kültür sanat haberlerini takip ederken, yapılan röportajları keyifle okuyor...

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.