Gündüz Gölönü'nün Kazı Resim Külliyatı

Yazar: Ahmetcan Koç

“Gündüz Gölönü’nün külliyatını öğrendiğimde kendimi çeşitli kültürler arasında gezinen biri gibi hissettim” diyen küratör, sanat kuramcısı ve akademisyen Marcus Graf’ın yürütücülüğünde açılan “Kazı Resim” başlıklı sergi, Gündüz Gölönü’nün 1960’ların sonundan 1990’ların ortasına kadar sanatçının ürettiği baskı külliyatına odaklanıyor. Sergi 22 Kasım’a kadar Millî Reasürans Sanat Galerisi’nde görülebilir.

Gündüz Gölönü’nün çok katmanlı dünyasında çıktığı yolculuğu Marcus Graf, yaptığımız röportaj ile bizimle paylaştı.

Kazı Resim

Resim ve heykel sanatına benzer olmasına karşın başlı başına yekpare bir alan olan kazı resmin tanımsal arayışıyla başlamak istiyorum. Kazı resmin terimsel açıklamasını geleneksel – çağdaş bağlamda nasıl değerlendirirsiniz? Bu tanım ışığında kazı resmin geleneksel tarihine ve 20. yüzyılda teknik olanakların gelişmesi ile Batı sanatındaki önemine birazcık değinebilir misiniz?

Kazı Resim, gravür ve baskı sanatlarını ifade eder. Bugün yaygın olarak kullanılan bir terim olmasa da aynı zamanda Gündüz Gölönü’nün Türkiye’de yayımlanan ilk  kitabının adıdır. Serginin başlığı, üretiminin ana alanına odaklanan, Gölönü’nün baskı külliyatına vurgu yapıyor. Daha geniş bir metaforik anlamda, bir görüntüyü ortaya çıkarmak için bir yüzeyi kazıma işlemi sanatçıların bugünkü çalışma şeklini andırıyor. Dünyayı sorgulamak, tartışmak ve yansıtmak için bilinen gerçekliğimizin ötesine geçerler. Burada, Kazı Resim gerçekliğin çeşitli katmanları altında gizlenen olası bir alternatifi ortaya çıkarmanın sembolik bir eylemi olarak anlaşılabilir. Başka bir mecazi anlamda, başlık, çalışmalarının önemini ortaya çıkarma eylemine göndermede bulunur. Millî Reasürans Sanat Galerisi’ndeki sergide izleyiciler bir arkeolojik kazı gibi, Modern Batı ile geleneksel Orta Doğu’nun sanat biçimleri arasında kültürlerarası araştırmaları estetik bir sentezle birbirine bağlayan Türk sanatının erken döneminde postmodern bir tavırla çalışmış bir sanatçının işlerini keşfediyor.

Kazı resme bir itibar kazandırmak, uygulama alanını genişletmek ve çağdaş bir yorum sunmak için Paris’te 1927 yılında “Atelier 17” olarak tanınacak bir atölye kuruluyor. 1967 yılında devlet bursu ile Paris’e giden Gölönü’ye de gravür sanatının kapılarını açan bu atölye, sanatçının ilerideki teknik ve plastik gelişiminde ne tarz bir iz bırakıyor?

Paris’te Atelier 17’de geçirdiği süre boyunca Gündüz Gölönü baskının gücünü keşfetti. Çeşitli teknikleri ve baskı biçimlerini öğrenmek, daha sonra öğrendiği teknikleri son derece deneysel, bireysel ve yaratıcı olarak yorumlanabilen çoklu ve çoğulcu bir külliyat inşa etmek için birleştirdi.

Gündüz Gölönü’nün baskı külliyatı üzerine hazırlanmış Kazı Resim isimli serginin kitabında belirttiğiniz gibi;  Gölönü’nün estetik, dil, doku ve kültürden oluşan dünyasının içinde eserlerdeki her bir unsuru birbirine bağlarken Gölönü’nün çok katmanlı dünyasında yolculuğa çıkmak sizin için nasıl bir deneyimdi? 

2001’den beri İstanbul’da yaşayan ve çalışan Alman bir sanat tarihçisi olarak, Gündüz Gölönü’nün külliyatını öğrenmek güzel bir deneyimdi. Kendimi çeşitli kültürler arasında gezinen biri gibi hissettim; bu nedenle sanatsal stillerin ve yaklaşımların son derece çekici birleşimini, çeşitli sanatsal ifadelerle bağlama şeklini rahatlıkla kavrayabiliyorum. Doğrudan çağdaş yaşamın heterojenliğinden şekil alan çalışmalarında çoğulcu ve eklektik nitelikleri görebiliyorum. Bu güncel kaosu İstanbul sokaklarında her gün yaşadığım için Gündüz Gölönü’nün zorlu ama ödüllendirici dünyasına girme konusunda sıkıntı çekmedim.

Kazı Resim

Gölönü’nün eserlerinde dilbilimi, etimoloji, eski uygarlıkların sanatına ait dekoratif elemanlar, Anadolu folkloruna ait unsurlar, Osmanlı motif gelenekleri gibi simgesel unsurlar dikkat çekiyor. Bu noktada Gölönü’nün imgeleri sözgelimi, nesnesini aşan; fakat evrensel bir felsefi zemini olan yapıtlar diyebilir miyiz?

Bence,  külliyatı farklılıklardan ziyade kültürlerarası benzerliklere bakmayı öneriyor. Bu, çalışmasına hümanistik ve felsefi boyut kazandırıyor. Daha çok Taocu /Sufist tarzda, baskıları, insanlığın birliği ve çok sayıda kültürlerle çok yönlü ilişkilerin altını çiziyor.

 

Kendi küratöryal yaklaşımınızdan bahsedebilir misiniz? Kazı resim sergisinin küratörü olarak Gölönü’nün retrospektif sergisinde eserlerle nasıl bir diyalog kurdunuz?

Gündüz Gölönü’nün baskı külliyatı üzerine hazırlanmış Kazı Resim isimli serginin küratörü olarak sanatçının çoklu estetik, doku, dil ve kültürden oluşan dünyasının içinde buldum kendimi. Gölönü’nün aile bireyleri –Eşi Yıldız Gölönü ve kızı Berin Gölönü- koleksiyonlarında duran, önceden bilinmeyen eserleri vasıtasıyla çıktığım bu heyecanlı yolculuk esnasında süsleme ile anlatı arasında harika bir uyum, gelenek ve çağdaşlık arasında çarpıcı bir ilişkiler ağı, Orta Doğu ile Batı’nın görsel kültürleri arasında sarsıcı bağlantılarla karşı karşıya kaldım. 1960’ların sonundan 1990’ların ortasına kadar sanatçının ürettiği baskı işlerine odaklanan, Milli Reasürans Sanat Galerisi’ndeki bu sergi, Gölönü’nün eski dünya ile yenisini bir araya nasıl getirdiğine, geleneksel islam sanatı ile Minimalizm, Op-Art gibi Batı’daki modern hareketlerde bulunan dekoratif unsurları birbirine nasıl bağladığına dair muazzam bir hikaye anlatıyor. Figüratif yaklaşımdan soyutlamaya ve metne geçişi gösteren kronolojik bir düzen kurmak istedim. Dolayısıyla sergi ziyaretçisi daha uzun yıllar boyunca konuların ve estetiğin değişimini keşfeden bir üretimde dolaşabilir. Ayrıca, akordeon kitaplarının önemini ortaya çıkarmak için onları üç farklı şekilde sergileme yolunu kullandık. Sonunda sergi, mimari ortamına uygun olarak tasarlandı. Milli Reasürans’ın mekanı sergi tasarımını tetikledi ve bir mimari kazı alanına benzeyen mekansal bir tasarım yaratma fikrini ortaya koydum.

Gölönü, son dönem çalışmalarında yoğunlukla dil bilimi ile uğraşıyor. Sergide bir seri olarak görebileceğimiz dil bilimsel işlerinde sanatçının özellikle Sümer ve diğer kadim dillerle olan yoğun ilişkisini görebiliyoruz. Sanatçı bu ilişkisel estetikte bizlere neyi görmeye zorluyor?

Tipografik ve dil bilimsel çalışmalarında, kültürler ve onların dilsel ifadeleri arasındaki benzerlikleri ortaya çıkarır. Bir dil bilimci ya da bilim insanı gibi değil bir sanatçı olarak hareket eder. Sonuçlarının belirli cevaplara sahip olma iddiası taşımaması buradan kaynaklanır. Onlara, farklı kültürlere ve ortak noktalara olan sonsuz ilgisinin sonucu olarak bakıyorum.

Kazı Resim

Sergide dikkat çeken eserlerden biri de akordeon şeklinde katlanan kitaplar. Akordeon kitaplara baktığımızda sanatçının birlik ve bütünlük anlayışını farklı şekilde somutlaştırdığını mı görüyoruz? Burada sanatçı, üretim sürecinde nasıl bir yol izliyor?

1980’li yıllarda Gölönü’nün sanatının odağı, figürlerden uzaklaşıp geometrik ve organik soyutlamanın heyecanlı bir birleşimine dönüştü. Sanatçı bu dönemde İslam geleneğindeki süslemelerde bulunan geometrik desenlerin düzenli yinelenmesine yönelik işler üretti. Düzenli yineleme fikrinin minimalistlerin ele aldığı biçimi dekoratif unsurları birleştirerek eserlerinde biçimciliği ve kavramsalcılığı bir araya getirmiş, aynı zamanda Orta Doğu’nun sanatını Batı’daki sanatla birbirine bağlamış. Ürettiği eserler bu nedenle çok sayıda ve ayrı cinsten estetik dili barındırır. Bu dönemdeki baskılarda sanatçı düzenli ve düzensiz yapıları bir araya getirmiştir. Eylemsel, dışavurumcu nitelikler taşıyan soyutlama biçimi, arka plandaki örgüyle karşıtlık oluşturmakla kalmaz; ani darbeler, damlatma ve sıçratma teknikleriyle bu yapıyı parçalayarak kompozisyonun içerisinde merak uyandıran bir gerilimin zeminini oluşturur. Sanatçı biçimsel meseleler ve teknikler üzerine her zaman çalıştıysa da biçimci bir sanatçı asla olmadı. Estetizm ile mistisizmi iç içe geçirebilmek için sanata dair biçimsel meseleleri sufizm ve diğer felsefe okullarının yardımıyla sentezlemek her zaman esas amaç oldu. Eserlerinde hemen göze çarpan uyum düzen ile kaosu, akıl ile duyguları, mantık ile mantık dışı olanı, hareketli ile durağanı, sanatçının mistisizm üzerine yürüttüğü araştırmaların bir sonucu olarak bir araya getirir. Düzenli yineleme yöntemini kullanan Gölönü, eserlerinin psiko-görsel etkilerini öne çıkarmak için 1980’lerin başında muhteşem bir çözüm bulmuş ve ürettiği baskıları, uzunlukları altı metreye kadar varan, akordeon şeklinde açılan kitapların içinde yerleştirmiştir. Bu eserler sanatçının külliyatı açısından özel bir öneme sahiptir çünkü Gölönü’nün fikirlerinin ve görsel üretimlerinin zaman içerisinde nasıl değiştiğini kolaylıkla gözler önüne serer. Sergide bu minvalde yedi güzel eser bulunuyor.

 

 

 

Yazar Hakkında

avatar
Müzik, Sinema, Tiyatro, Güncel Sanat, Kitap ve Keşif ana başlıkları altında okuyucular, güncel kültür sanat haberlerini takip ederken, yapılan röportajları keyifle okuyor...

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.