Identity Lab Sessions Ardından

identity lab

Yazar: Selman Akıl

“Ben siyah bir sanatçı değilim, ben sanatçıyım.” Jean-Michel Basquiat

“Şehirlerinizi temiz tutun, güvercin yeyin!” Victor Blin

Kimlik kavramı kuramsal olarak analitik felsefeden varoluşçuluğa, diyalektikten psikanalize, yapısalcılıktan eleştirel teoriye, sosyal psikolojiden urbanizme ve daha birçok alan ve yaklaşımın farklı metod ve eğilimlerle üzerinde durdukları bir konu. Bununla birlikte hemen hepsinin uyuştuğu nokta kimliğin oluşması sürecinde öteki ile kurulan ilişki. Öteki kavramı Türkiye literatüründe her ne kadar post-kolonyal eleştirilerin çerçevesinde şekillenip anlam dinamiğini bu bağlamda eleştirel olarak oluşturmuşsa da öteki kavramı nötr bir kavram olarak da düşünülebilir ve sürekli yeni yorumlara açık hale gelebilir. Konu üzerine farklı perspektiflerden birliktelikler yaratılıp yeni laboratuarlar oluşturulabilir.

Kuratörlüğünü Naz Cuguoğlu ve Susanne Ewerlöf'un yaptığı ve Türkiye ve İsveç'ten sanatçılar Fikret Atay, Nancy Atakan, Hera Büyüktaşçıyan, Elmas Deniz, Işıl Eğrikavuk, Katarina Pirak Sikku, Liv Strand, Can Sungu, Lisa Torell ve Ferhat Özgür'ün yer aldığı İdentityLab kendi, öteki ve mekan üzerinden kimlik kavramını bir sanat labaratuarı içine yerleştirip irdeliyor. Projenin İsveç ayağında Stockholm, Jokkmokk, Norrköping şehirlerde çalışmalar yürütülmüş, Türkiye ayağında ise İstanbul ve Batman'da çalışmalar yürütüldü, Batman'da Bart (Batman Kültür ve Sanat Derneği), İstanbul'da İsveç Konsolosluğu, DEPO Tophane ve Galata Rum Okulu'anda performans, video gösterimi ve paneller gerçekleşti.

identity lab workshop

Çağdaş dünyada ve son elli yıldan beridir kimlik kavramı, kimlik politikaları ve kimlik politikalarına dayalı adalet teori ve yaklaşımları mikro ve makro eksenlerde bir tek Türkiye'de değil dünya siyaset alanında önemli bir yer tutmakta. Bu doğrultuda birçok farklı bağlamda ele alabileceğimiz kimlik projede özellikle mekânla kurduğu bağ çerçevesinde ele alınmış. Mekân zaten çoğu teoriye göre de kimliğin oluşum ve daha sonra dönüşüm süreçlerinde kilit bir noktayı oluşturmakta. Çünkü temelde “Ben” özneleşme sürecini mekânın gerçek ve sembolik yapısı içinde gerçekleştirir. “Öteki” ise karşılıklı özneleşmeye(intersubjectivité) girilecek başka bir psişik özne, bir kimse olmadan önce mekânın kendisidir. Özne meşhur Ayna Teori'sindeki ayna içinde bir beden bütünlüğüyle kendisiyle ilk kez karşılaştığında, kendini mekânın içinde de bulur ve diğer taraftan ayna mekânın zaten bir parçasıdır. Bu bağlamda öteki mekândır, mekânın dili bilinç için var olma yeridir, özneler önce mekanın dili içinde konumlanır, daha sonra birbirlerine karşı konum alıp, bu dilin sınırları içinde birbirini kognitif ve psişik tanımayı gerçekleştirir. Mekân, böylece özneleşme ve bireyleşme süreçlerinin önemli bir parçası oluşturur.

Fakat kimlik sadece her şeyden yalıtılmış bir özneleşme ya da karşılıklı tanıma (reconnaissance) süreci değildir, kimlik aynı zamanda hafızadır, toplumsal süreçlerin ve öznel ve toplumsal travmaların hafızaya kaydettiği kodların özneler tarafından yeniden okunup öznel ve toplumsal konumların anlık ya da birer süreç olarak yeniden üretilmesidir. Kimlik aynı zamanda iktidarla ya da farklı ideoloji ve düzenler dahi olsalar bedene ve hakikatlere hükmetmek isteyen iktidarlarla, iktidar katmanlarıyla kurulan ilişkidir. Kimlik aynı zamanda fiziki, psişik ve kognitif yeniden üretimle sürekli gerçekleşen bir değişimdir. Kimlik aynı zamanda kurgudur... Bireysel ve toplumsal kurgulardır. Bazen semptomatik bazense sanatçı ellerinde estetik bir kurgudur... İdentityLab da kimlik gibi hayati bir kavramı mekânının somut gerçekliğinde sorunsallaştırıp estetik kurgularla yeniden biçimlendirme amacını güdüyor.

identity lab liv strand

İdentiyLab projesi çerçevesinde Depo'da 20 Mayıs'ta üç performans gerçekleşti. İlki Liv Strand tarafından gerçekleştirilen İsveç ve Norveçli ebeveynlerin melez çocuğu olma durumu üzerine bir derin düşünme pratiği üzerine yapılanmış Neighbor Think (Komşu Düşünce) performansıydı. Diğer iki performans ise medeniyet ve kültürün doğum mekânı olan şehiri konu edindi. Bu performanslar Lisa Torell tarafından gerçekleştirilen bir dış mekân performansı Figure 2224 ve Işıl Eğrikavuk'un genç sanatçılarla birlikte gerçekleştirdiği ve sansürlenen videosu “Havva elma elmanı bitir kızım”'a göndermede bulunan performansıydı. Performans İBB'de bir temizlik işçisin kızı Havva'nın hikâyesini anlatıyordu. Eğrikavuk'un bir yas kıyafeti ve ekibin diğer üyelerinin genel olarak dışlanan kimliklerin kıyafetlerine büründüğü performans annesiyle birlikte iş yerine giden Havva'nın başından geçen biraz mistik biraz absürt olayları anlatıyordu bir yandan da Eğrikavuk etrafınfada dizilmiş ekibi elmalarla gerçekleştirdikleri jest ve hareketlerle sembolik göndermelerde bulunuyordu. Böylece Eğrikavuk bir taraftan sansür sürecini ve Havva'nın hikâyesini anlatırken bir taraftan da elmanın faydalarını anlatıyordu. Eğrikavuk zaten bir feminist yaklaşım çerçevesinde işlerinde kimlik kavramına oldukça değinen bir sanatçı, bu performansla da kimliklerin engellenmeler neticesinde gerçeğe dokunup hakikat oldukları şehrin kültürel ve materyal dinamiklerinde gerçekte nasıl işlediğini görüyorduk. Eğrikavuk aynı zamanda performansın bir parçası olarak performansın sonuna doğru İBB'yi arayıp olayla ilgili açıklama metni talebinde bulunduğunda bizi gerçekle yüz yüze getirdi.

Lisa Torell'in performansı ise basit görünen ama oldukça önemli bir konuya derinleştirip sorunsallaştıran bir performanstı. Lisa Torell elinde fırça ve faraş ve üzerinde temizlikçi kıyafetleriyle önüne tutulan bir ışıkla Depo'nun önünü ve izleyicilerin dizildiği yan tarafını temizledi, sonra bu kıyafetleri çıkarıp sivil kıyafetle temizliğe devam etti daha sonra da performansı bitirdi. Bu performans Türkiye gibi bir toplumda bence toplumsal dinamiklerin birçoğuna dokunan bir performans oldu. Toplumun yaşayan ve dönüşüren dinamiklerine. Hatta toplumcu gerçekçiliğin çok ötesinde bir ülkenin yapısal niteliklerini sorunsallaştırdı: Ekonomik, politik, kültürel ve mimari kodların silinip yeniden yazılması. Türkiye'deki mimari dönüşümü gözlemleyerek bu performansı seçmiş Lisa Torell. İnşaat sektörünün Türkiye'nin en önemli sektörü olduğunu biliyoruz fakat temizlik sektörü de bir çok yönden onla bağlantılı olarak hemen ardından gelen ve büyüyen bir sektör: İnşaat sonrası temizlik, yeni yaratılan kamusal alanların -hijyenik- tutulması, komisyon taşeronluğuna açık bir sektör olması vs. Diğer taraftan şehri yaratan ve düzenleyen bir unsur olarak emeğin çıplak gözle görülmesini olanaklı kılan bir performanstı. Daha sonra kıyafetle ve kıyafetsiz aynı işin sürdürülmesiyle kamusal alan ve özel alan ayrımına dikkat çeken bir performanstı. Kültürün, şehrin, emeğin ve emekçinin kimliğinin sorunsallaştırıldığı bir performanstı.

Yazar Hakkında

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.