İstanbul’da Bir Grup Flâneur*

space

Dört yılı aşkındır Karaköy’deki mekânında sayısız sergi, performans ve etkinliğe ev sahipliği yapan Space Debris, Haziran ayında “mekâna özgü” işler üreten dört İtalyan sanatçıyı ağırlıyor. Milano’nun önde gelen sanat akademilerinden NABA’da küratöryel eğitim almakta olan Roberta Riccio ve Ezgi Yurteri’nin küratörlüğünde ortaya çıkan ve yine aynı akademiden sanatçıların işleriyle hayat bulan "Şartsız Duyumsamalar" 5 Haziran’da Space Debris’in Karaköy’deki mekânında ziyarete açıldı.

Evrensel kavramların, bireysel tecrübelerle ele alınıp, izleyiciye tekrar evrensel olarak aktarıldığı bir sergi Şartsız Duyumsamalar. Sergiye ait metinleri okuduğumuzda karşımıza üzerine kafa yorulmuş, dinlendirilip dinlendirilip tekrar yoğrulmuş bir içerik çıkıyor ve parçalar adeta bizimle iletişime geçiyor. Hem birebir İstanbul’la alakalı, hem de doğrudan tüm dünya kentleriyle.

Kentler, hepimizin zihinlerinde kendilerine farklı imgelerle ve anlamlarla yer ediniyor. Toplumsal hafızamıza işlenen her şey, kişisel süzgeçlerimizden geçerek ve farklı algılama biçimlerine maruz kalarak bilgi tüplerimize dağılıyor. Günümüzde bu süreç o kadar komplike bir hal aldı ki, belki de kentlere, insanlara ya da herhangi bir şeye karşı temiz ve salt bir fikir edinmemizin imkansızlığı giderek büyüyor. Bize sözlü olarak aktarılan her bilgi tanesi, önce yazıya döküldü, sonra matbaayla çoğaltıldı, kent sokaklarını ve mimariyi kuşattı. Tekrar sesler halinde, bu sefer daha dolaylı olarak radyolarla evimize doldu ve sonra kendine ekranlarda yer buldu. Hiçbir bilgi kırıntısı bize doğrudan aktarılamaz hale geldi. Bu da algılarımızı güdümlü bir hale soktu. Algı, esasında özne tarafından gerçekleştirilen, meyledilen şeyi idrak etmek eyleminin sonucuyken, artık bize dayatılan ve gözümüze sokulan bilgi kirliliğinin bir sonucu haline geldi. Hâl böyle olunca değil kentleri, kendi benliklerimizi bile algılayamayacak bir konuma geldik.

Şartsız Duyumsamalar sergisinde işte tam da bu algılara karşı başlatılmış bir karşı eylem var. Bir münakaşa değil tam aksine karşılıklı bir diyalog söz konusu. Temeli 2017 yılında atılan bu projede, başlangıç olarak İstanbul’u yalnızca televizyon, internet ve gazeteler aracılığıyla tanıyan ve kenti yaşamları boyunca onlara dolaylı olarak aktarılan bilgilerle zihinlerine kaydetmiş olan dört İtalyan sanatçı, küratörler ve Space Debris tarafından İstanbul’a davet ediliyor. Bunun sebebi de İstanbul gibi çok katmanlı bir kentin dinamiklerini anlamanın kısıtlı kaynaklar ve tek bir duyuyla mümkün olmaması, mümkün olsa bile bunun sonucunda ortaya çıkacak işlerin çok yüzeysel kalacak olması. Tam bu noktada Walter Benjamin’in Pasajlar kitabında bahsi geçen “flâneur” kavramı devreye giriyor. Ahmet Cemal çevirisiyle “avare dolaşırken çevrenin izlenimleriyle düşünce üreten kişi anlamına gelen bir avare gezgin”. Şehrin öğelerini, mimarisini, sokaklarını; matematiğini ve şiirini anlamak belki de şehrin yerlisi bile olarak değil, şehrin gezgini olarak mümkün olabiliyor.

*

“Flâneur bir kent gezginidir.
En ücra köşelerine kadar metropolü arşınlar ve modern hayatın bütün görünümlerini
müthiş bir aşkla gözlemler, ayıklar ve hafızasının arşivine kaydeder.
Kalabalıklarda barınır, kalabalıklarla nefes alıp verir, kalabalıklarla mest olur.”

Küratörler, daha önce hiç İstanbul’da bulunmamış sanatçıların kente dair izlenimlerini merak ederek girdikleri bu süreçte mekân, toplumsal hafıza, kentsel dönüşüm, çarpık yapılaşma ve psikocoğrafya gibi kavramlar belirlemişler. Sanatçıların daha önce benzer kavramlar çerçevesinde işler üretiyor olmalarına da dikkat edilmiş haliyle. Bu noktada amaç, sanatçıların algısını medya platformlarından kente dair edindikleri bilgilere ek olarak doğrudan kentte edinecekleri fiziksel deneyimlerle şekillendirmek olmuş. Sanatçıların İstanbul’da geçirdikleri bir haftanın bile, önceden idealize edilmiş bazı unsurların sorgulanmasına ve bunun sonucunda eserlerin, üretim sürecinin ve yaratılan diyaloğun zenginleşmesine büyük etki ettiğine inanıyorlar. Sanırım sanatçılar gibi çevresini saran öğelerle beslenen “kent gezginleri” için bunun aksini düşünen olmaz.  En nihayetinde duyumsamak, duyular aracılığıyla algılamak eylemi olduğundan bir kenti “uzaktan” anlamaya çalışmak, bir manzara resmi izlemekten öteye gidemeyecektir çünkü duyumsama eylemi tek bir duyuyla gerçekleştirilemez. Kaldı ki bu sözünü ettiğimiz “aracılar”, bilginin özüne yorum katarak bizde bir nevi işlenmiş ve şartlanmış bir algı yaratıyorlar. Space Debris ise bu sergiyle bize şartsız duyumsamanın kapısını aralıyor. 

space

Mekâna girince bizi Flavia Scirè’nin Insight adlı yerleştirmesi karşılıyor. Kollarını açarak mekâna yayılmış bu altın rengi örtü, bir çiçek formu oluştururken tam merkezinde yarattığı mahrem alanı görüyoruz. Ziyaretçilerin genellikle içine girmeye çekindiği ama örtüyü aralayarak bakmaktan da kendini alamadığı ve içine yalnızca bir kişinin sığabileceği bir alan bu. Ve bu alana yalnızca kendini kadın olarak tanımlayan izleyiciler ayak basabiliyor.

Sanatçı, bu işle kadınlık kavramını kutlarken, örtünme kavramını da birçok yönden ele alarak tartışmaya açıyor. İzleyicinin zihninde İslamiyet’e ait bir örtünme geleneği canlansa da, işin arkasında Batı kültürlerinde yer alan örtünme geleneğine dair araştırmalar da yatıyor. Sanatçı, bu örtünün fiziksel bir örtüden ziyade zihinsel bir örtünmeyi de vurguladığını belirtiyor. İlk andan itibaren ilgimi çeken ve bana oldukça sarkastik gelen bu yerleştirmenin ana malzemesinin aslında termal bir örtü olduğunu görüyoruz. Dışarıdan bakıldığında içeriyi göstermeyen bu termal örtü sarmalının içine giren kadınlar, dışarıyı rahatlıkla görebiliyor. Örtünün altında duran kadın, toplumun ve inançların ona dayattığı yerde örtünmüş ve görünmez olmuşken onu çevreleyen ve kendisinin varlığından habersiz olan herkesi tüm çıplaklığıyla izleyebiliyor.

Carlo Gambirasio’nun deneyimlemek için “secde etmeyi” gerektiren yerleştirmesinin adıysa Filtro Culturale #2. Sanatçının farklı bir görme biçimi oluşturmak adına kurguladığı düzenek sayesinde izleyiciler kendilerini diz çökme eylemini gerçekleştirirken yukarıdan izleyebiliyorlar. Kutsal olan ile ona tapan arasındaki ilişkiye dışarıdan bir gözle bakmamıza olanak tanıyan bu eser belki de kişiyi objektif yargılarla kendisini ve eylemlerini sorgulamaya, diz çökme eylemini kutsallaştıran olguları düşünmeye itiyor.

Karaköy’ün gentrifikasyon ile içine girdiği hızlı dönüşüm sürecinde bölgenin değişen ve çeşitlenen profiline hemen hemen tüm İstanbullular aşina hale geldi. Bu noktada Space Debris mekân olarak bulunduğu bölgenin profiliyle sergi içeriğini desteklerken, bağımsız sanat mekânı olarak kendine edindiği konumla da genç sanatçı ve küratörlerin bu bilinmeyen alana atılan ilk adımlarını destekliyor. Kavramsal çerçeve, yapıtlar ve mekân arasındaki güçlü ilişkiyi sağlamayı, İstanbul’u bilen tek kişi olarak serginin eş küratörü Ezgi Yurteri üstleniyor. Deneyselliğin hem sergi konseptinde hem işlerin üretim sürecinde ön plana çıktığı sergide, mekân ve temel sergi ihtiyaçlarının Space Debris tarafından karşılanması dışında, herhangi bir ekonomik destek olmamasının bunda büyük etkisi olduğunu söyleyebiliriz.

space

Politik sınırların, yaşamlarımız ve yargılarımız üzerindeki yaptırımlarıyla ilgili öne çıkan ilk iş Carmine Agosto’ya ait The Flag #1 işi oluyor. Eser, mekânda duvara asılmış ve çeşitli sebeplerden “salınamayan” bir bayrağın direğinden ve bunun açıklamasından ibaret. Sanatçı, bağlama özgü yarattığı yerleştirmesinde bayrağın yerinde olmama sebebini İtalyanca yazılmış resmi bir belge ile duvara iliştirmiş. O bayrağın neden orada olmadığını ya da herhangi bir bayrağı İstanbul’un kalbi sayılabilecek bir bölgede manipüle ederek sergilemenin neden ikinci kere düşünüldüğünü açıklamaya bilmem gerek var mı? Ben bunu bir otosansür olarak görmüyorum. Benim aklıma getirdiği ilk şey Orhan Pamuk’un kitabından bir cümle oluyor; “Ben bir ağacın kendisi değil, manası olmak istiyorum.” Yaratıcı ifadenin sınırlandığı bir yerde, özgürlüğün var olamayacağını belirten Agosto, bayrağın manasından fazlasını kullanmadan ortaya oldukça çarpıcı bir iş çıkarıyor.

“Aidiyetin hakiki özü ise renkli bir ketenin iplikleri arasında değil, maddeselliği olmayan özgürlüğün gücünü duyan, yorumlayan ve anlayanlar arasındadır.” 

Sergideki dördüncü ve son iş Sebastiano Lorenzo Pala’ya ait Aperto. Bu karışık medya enstalasyonunda ses, video, baskıya yer verilmesine rağmen öne çıkan parçalar ortalanmış dans direği ve ışıklar saçan Aperto levhası oluyor. Esere ayrılan köşede tıpkı kentin içinde olduğu gibi işitsel ve görsel bir kaos söz konusu. Türkçe’de “açık” manasına gelen Aperto, Milano’nun sokaklarında sıralanan kebab-pizzacıların, tek düzeleştirilmiş estetik temsilini ve ürüne ilişkin üretilen sterotipik imgenin insanı kente yabancılaştıracak kadar afilli bir biçimde ortaya çıkmalarını betimliyor. Led ışıklarla süslenmiş tabelalar, standartlaştırılmış, kültürel ve mimari bağlamlarından koparılmış mekânların aslında her dünya kentinde bir örneğine rastlanabilir. Tam da bu sebepten Şartsız Duyumsamalar sergisi güncel bir sanat projesi olarak adlandırılıyor. Dünya nüfusunun hızla artmasına karşın mülkiyetçiliğin azalmadığı günümüz dünyasında, ticari stratejilere intibakın getirdiği tektipleşme tüm dünyanın sorunu haline geliyor ve hızla yayılıyor. Ele alınan konu itibarıyla farklı sanatçılarla farklı kentlerde çeşitlendirilmesi oldukça muhtemel olan bu proje, uluslararası eş zamanlı bir etkinlik halini alabilir. Henüz tarih belli olmasa da önümüzdeki yıllarda aynı kavramlar çerçevesinde eser üretmek üzere Türkiye’den bir grup genç sanatçının Milano’ya davet edilmesi söz konusu. Belki de bu, kentleşme üzerine içerik üreten ve İtalya’da flâneur olmak isteyen genç sanatçılar için bir fırsat olabilir.

Şartsız Duyumsamalar sergisi, büyük mekânlara yayılan ve onlarca eser barındıran çoğu günümüz sergisinden daha doyurucu bir kavramsal içerik barındırıyor. Bu nedenle 30 Haziran’da bitecek olan sergiyi gezmek için mutlaka zaman ayırmanızı öneririm.

///

space

Şartsız Duyumsamalar / Sensations without Conditions

05.06.2018 – 30.06.2018
Sanatçılar: Carmine Agosto, Carlo Gambirasio, Sebastiano Lorenzo Pala, Flavia Scirè
Küratörler: Ezgi Yurteri, Roberta Riccio

Ziyaret
Space Debris
Kemankeş Mahallesi, Hoca Tahsin Sokak, No:15, Floor:1, Karaköy/Beyoğlu
Çarşamba - Cumartesi 13:00 - 18:00

Kaynaklar:

  • Walter Benjamin,  “Pasajlar”, Çev: Ahmet Cemal, YKY, İstanbul.
  • Seçkin Aydın, “Walter Benjamin’in, Flâneur, Paçavracı ve Hikaye Anlatıcısı Kavramlarıyla Günümüz Sanatçısının Portresi”, DergiPark, Cilt 1 , Sayı 2 , Oca 2012 , Sayfalar 144 – 150.
  • Orhan Pamuk, “Benim Adım Kırmızı”, İletişim Yayınları, İstanbul.

Burcu Pek

Yıldız Teknik Üniversitesi’nde okuduğu Sanat Yönetimi bölümünden onur derecesiyle mezun olduktan sonra çeşitli galeri ve müzelerde küratöryel asistan ve gönüllü eğitmen olarak çalıştı. 14. ve 15. İstanbul Bienal ekiplerindeki çeşitli görevlerinin ardından Space Debris’de küratör asistanı olarak çalışmaya ve bağımsız bir sanatçı olarak içerik üretmeye devam ediyor.

Künye:

Fotoğraflar: Berkay Musaoğlu

Görsel 1: CARMINE AGOSTO “The Flag #1”, 2018, bağlama özgü enstalasyon, Fine-art kağıt üzerine baskı, pleksi, 21 x 29.7 cm, pirinç bayrak direği, boyutlar değişken, sanatçı ve SPACE DEBRIS izniyle
Görsel 2: CARLO GAMBIRASIO “Filtro Culturale #2”, 2018, karışık medya enstalasyonu, canlı yayın, seccade, özel yapım platform, webcam, 13’’ ekran, 120x67x31cm, sanatçı ve SPACE DEBRIS izniyle

Görsel 3: FLAVIA SCIRE’ “Insight”, 2018, Enstalasyon, Strafor, kontraplak, alüminyum termal örtü, misina, alüminyum boru, 80x80x250cm, sanatçı ve SPACE DEBRIS izniyle
Görsel 4: SEBASTIANO LORENZO PALA, “Aperto”, 2018, karışık medya enstalasyonu, 3 kanallı HD video (1’36”, 6’17”, 2’8” döngüde), stereo ses | audio, remix, 44’30“, alüminyum direk, serigraf baskı özel t-shirtler, LED-tabela, boyutlar değişken Duvar kağıdı üzerine fotograf baskı, 95.5 x 207 cm, sanatçı ve SPACE DEBRIS izniyle
 

 

Yazar Hakkında

avatar
Müzik, Sinema, Tiyatro, Güncel Sanat, Kitap ve Keşif ana başlıkları altında okuyucular, güncel kültür sanat haberlerini takip ederken, yapılan röportajları keyifle okuyor...

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.