Kaplumbağanın Bir Bildiği Olmalı

Yazar: Burhan Kum

Bu metin Burhan Kum'un 2010 yılında Galeri x-ist'te gerçekleştirdiği Format Teorisi adlı serginin kitabından alınmıştır.

burhan kum

Bilgi denilen muğlâk göstergeler dizgesinin seri biçimde üretilip süratle piyasaya sürüldüğü, kısa sürede işlevini tamamlayıp aynı hızla yenisine yer açtığı, zamanın gerisinde kalmamamız tavsiyesiyle, hayatın akıllara durgunluk veren ritmine ayak uydurmaya zorlandığımız bir çağda -tam da bu nedenlerden dolayı- akıl sağlığımıza tekrar kavuşmak istiyorsak, inadına yavaşlamamız gerekiyor. Paradoksun hayatın yaratıcı dinamosu olduğu inancıyla, hızın yalnızca kafaları bulandırmak amacıyla kutsal ilan edildiği zamanımızda yavaşlamanın ileriye doğru atılmış bir adım olduğunu iddia etmekte bir sakınca görmüyorum. Yavaşlamayı değişimin reddi olarak algılayanlara: Hızı denetleyen değişimin yönünü de, sürecin içeriğini de tayin eder diyebilirim. İtalyan edebiyatçı Filippo Marinetti’nin 1909’de Paris’te yayımlanan "Le Figaro" gazetesinde yayınladığı Fütürist Manifesto’da yer alan “Dünya yeni bir güzellikle zenginleşmiştir. Yeni güzellik sürattir, hızdır. Motoru güçle sarsılan, homurdanan bir yarış arabası Victoire de Samothrace'dan (antik bir Yunan heykeli) daha güzeldir. Biz, dünyadaki gerçekten sağlıklı tek şeyi, yani savaşa ve ölüme götüren güzel düşünceleri yüceltiyoruz.” cümlelerini hatırlamakta fayda var. Hızı modernizmin en önemli öğesi olarak yücelten fütüristlerin en sonunda Mussolini’nin faşizmine intikal etmiş olmaları, geleceğimize dair bir uyarı niteliğinde olmalıdır.

Andrey Tarkovski’nin sinemaya getirdiği en özgün anlatım yöntemlerinden bir olan yavaş ve uzun çekimlerin ardında yatan, hiç de tahmin edildiği gibi biçimsel açıdan farklı, kişisel bir dil yaratma kaygısı değildi. Yaşananları görebilmenin yaşanış biçimini fark etmeye yetmeyeceğini bilen usta yönetmenin kameranın yavaş hareketiyle, uzun sürede kaydedilen çekimleri kullanmaktaki amacı, izleyiciye, bir çekimin içeriğinin algısına derinlemesine nüfuz edebilmesi için gerek duyduğu zamanı tanımaktı. Başka türlü, ne Andrey Rublev’in “dürüstlüğün dinden değil sanattan beklenilmesi gerektiğine”, ne de Stalker’ın “sanat ve bilimin paranın emrine girmesiyle ahlâki niteliklerini yitirdiklerine” dair soyut düşüncelerini kavramamıza imkân olacaktı. Yaptığı, 90’lı yıllarda hızın küresel kapitalizm tarafından yeniden yüceltilmesine (tesadüf ?) yirmi yıl önceden verilmiş bir cevap olarak görülebilir. Günümüzde yeniliğinden hiçbir şey kaybetmediğini görüyoruz.

En kısa sürede en yüksek kârı elde edebilmek kaygısıyla insani olan her şeyi tahrip etmekte hiçbir sakınca görmeyen kapitalizm, insanın doğal ritmine saldırmaktan da çekinmiyor. Evrim sürecinde evrendeki döngüyle uyum içinde oluşmuş nefes alıp verme süresi, kanın damarlarımızdaki dolaşımı hızı ve sindirim için gerekli zaman gibi doğal süreçlerde kendini gösteren insani ritim, algılama aşamasında da belirli bir zamana gereksinim duyar. Reklâm filmlerindeki hızlı montajlar, yediğimizden fazlasını vücudumuzdan alıp götüren fast food gıdalar, bizleri bilgiye daha çabuk ulaştırmayı vaat eden internet sunucuları, hızlandırılmış dil kursları, süratle değişen trendler… Hepsi ama hepsi neye hizmet eden bir çarkın içinde olduğumuzu düşünmemize fırsat tanımadan, bizleri, sunulan değil açıkça dayatılan hayatın özünü algılamamızı imkânsızlaştırarak, bilmediğimiz bir geleceğe doğru denetimsizce akan, aptallaştırılmış kalabalığın içine çekmek amacı güderler. Bildiğimiz tek şey ne pahasına olursa olsun, hızdan payımızı alabilmek için orada olmaktır! Ne adına?

Paul Virilio, Enformasyon Bombası adlı kitabında “İktidar için haberleşmenin hızlanması dağınık insan topluluklarına hükmedilmesini kolaylaştırmıştır” der. Hız ve Politika’da ise, askeri sınıf ve mühendisler tarafından örgütlenen hız toplumunun bütün edimleriyle askeri bir toplum olduğunu öne sürer. Buradan bakıldığında, geçmişte Avrupalı faşistlerin, günümüzde ise ABD merkezli küresel para babalarının toplumlarını militarize etmek amacıyla hızı, herkesin ulaşması gereken bir ideal olarak sunmaya neden mecbur oldukları anlaşılır. Yaptıkları, fizikten ödünç alınan, hızla hareket eden bir nesnenin yönünü değiştirmek için çok küçük bir güce ihtiyaç duyulması yasasının topluma uyarlanmasıdır: Önce hızlandır, sonra kolaylıkla yönlendirebilirsin.

Alelacele edinilmiş, derme çatma alışkanlıkları, uzun zaman alan ve emek gerektiren kişisel eğitim sürecine tercih edenlere söyleyecek bir çift sözüm var: Yavaşlık yüzeyden kaçıştır, yatay olanın imhası, dikey olanın keşfedilmesidir; aynı zamanda hem yükselme hem de derinleşmedir. İnsandan çalınan zamanı, tekrar onun denetimine sunmaktır. Hız, zamanın sıkıştırılması, yavaşlık ise esnetilmesi ve genişletilmesidir. Hızlanma, hıza tapmamızı vaaz edenlerin çok doğru bir biçimde ifade ettikleri üzere, dünyayı ve insanı küçültürken, insanı büyütecek ve dünyasını geliştirecek olan yavaşlamadır. Tüketim toplumunun ayakta kalabilmesi için ihtiyaç duyduğu ‘sığ insan’ -uyduruk reklam terimleriyle konuşmak gerekirse- “hayatı sınırlara takılmadan, dolu dolu yaşamamızı” ancak hızın sağlayacağı yanılgısıyla oluşturulabilir. Hız tüketim toplumunun arama motorudur.

Sanatın hayata müdahale etmek gibi bir iddiası ve en ufak bir direnme gücü varsa, sentetik yöntemlerle hızlandırılmış hayata ayak uydurmaktan vazgeçip onu insani hıza indirmenin yollarını aramalıdır. Hemen akla, bir görüntünün deriiin felsefi anlamlar içerdiği duygusunu yaratmak için kullanılan ağııır çekim videolar gelebilir. Bu türden yapay yavaşlatma yöntemlerinin yaratmaya çalıştığı sahte derinlik üzerine Amerikalı sanatçı Burt Barr’ın, izleyiciyi ters köşeye yatırdığı bir videosunu hatırlıyorum. Ters dönmüş (ölmeye yatmış, yatırılmış?) bir kaplumbağa ile cismani ilişkide olduğunu izlenimini veren ikinci bir kaplumbağanın 45 saniyelik görüntüsünü 7 dakikaya yayarak gösteren The Fall (Güz) adlı bu video, gördüklerimin arasında yavaş çekimin bir anlam ifade ettiği ilk ve son işti. Kaplumbağanın ağır çekim kaydının, tavşanın hızlı çekimde koşmasından daha şaşırtıcı olduğunu görmek... Benim için asıl şaşırtıcı olan oydu.

Toplumu sarmalayan hız hastalığı yüzünden, henüz bir müze ikonu olmaktan ileriye gidemeyen ve ne yazık ki, herkesin aklına Türkiye’de satılmış en pahalı resim olarak kazınmış bir yapıta bile hak ettiği ilgi gösterilmiyor. Bildiğimiz tek şey, Osman Hamdi Bey’in 1869`da yayımlanan Tour du Monde adlı seyahat dergisinde, İsviçreli bir diplomatın Japonya üzerine yazdığı makalede yer alan Kaplumbağa Terbiyecisi gravüründen esinlendiği. Örnek olsun: Eğer Las Meninas üzerine onlarca kitap ve yüzlerce makale varsa, Kaplumbağa Terbiyecisi üzerine de, en azından birkaç kapsamlı araştırmanın kaleme alınmış olması gerekmez miydi? Üstelik ressamın aynı resmin iki versiyonunu yapmış olması, bir bildiği olduğu sorusunu davet ederken, basit bir Osmanlı aydını eleştirisi olarak geçiştirilemesi, ünvan sahibi ressamlarımızı ve üniversitelerimizin Sanat Tarihi bölümlerindeki araştırmacıları tatmin ediyor mu?

Borges, Kaplumbağa Simgeleri adlı makalesinde Elea’lı Zenon’un ölümsüz paradoksunu aktarır: “Achilles kaplumbağadan on kat daha hızlı koşar ve ona on metrelik bir avans verir. Achilles bu on metreyi koştuğunda, kaplumbağa bir metre koşmuştur. Achilles bir metre koştuğunda, kaplumbağa bir desimetre koşar. Achilles bir desimetre hareket ettiğinde, kaplumbağa bir santimetre, Achilles bir santimetre yol aldığında kaplumbağa bir milimetre yol alır. Achilles bir milimetre kıpırdadığında ise kaplumbağa milimetrenin onda biri kadar kımıldar. Bu böyle sonsuza dek sürebilir.”

Achilles’le yarışmıyorum. Bir ressam olarak kendime avans verdim, yavaş boyuyorum.

Y a v a ş l a m a k direnmektir.
 

Görsel: Burhan Kum, "Yaratılış'ın Terbiyecisi", tuval üzerine yağlıboya, 140 x 200 cm, 2015

 

Yazar Hakkında

avatar
1962 yılında İstanbul’da doğdu. 1973 yılında girdiği Darüşşafaka Lisesi’nden 1981’de mezun oldu. Aynı yıl girdiği İTÜ Elektronik bölümünü iki yıl sonra terk etti ve 1984 yılında Hollanda’ya giderek Den Bosch Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi serbest resim

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.