Seda Hepsev ile Sirenler ve Denizkızları Üzerine

seda hepsev elibelinde

Röportaj: İpek Yeğinsü

Seda Hepsev’in x-ist’te gerçekleşen kişisel sergisi "Sirenler ve Denizkızları", sanatçının düşünsel evrenine açılan bir not defteri gibi. Hepsev farklı teknikleri bir arada kullanarak mekanda hareket halindeki izleyicinin öznel algısı üzerinden birleşen anlatı ağları kurgulamış ve ortaya tuvalin dışına taşıp onu yeniden içine alan senfonik bir öykü çıkmış. Hepsev ile sergiyi, sanat pratiğini ve yaşamını konuştuk.

Serginin adı neden "Sirenler ve Denizkızları"? Serginin konusundan ve kavramsal çıkış noktasından söz edebilir misin?

“Sirenler ve Denizkızları”, Christopher Dell'in Canavarlar-Garip Yaratıklar Kitabı'nda, Su Canavarları'na ayrılan bölümde geçiyor. Burada Denizkızları’nın alışılageldik, güzel ve iyilik dolu Disney karakterleri olarak temsil edilmelerinin aksine, onlardan yarı-insan, yarı-balık yaratıklar olarak, onlarla birlikte anılan Sirenler’den ise çıkarttıkları seslerle insanları sağır edebilen canlılar olarak bahsediliyordu. Bu bölümü dişi olanın güzel, edilgen temsili ile ilişkilendirdim ve sergiyi kurguladıktan sonra daha önceden okuduğum bu kitap tekrar aklıma düştü. Aile kurumu ve cinsiyet rolleri hep ilgilendiğim, üzerinde düşündüğüm, okuduğum kavramlar oldu, ama son birkaç senedir kadın olma halleri, kadınsal varoluş meseleleri zihnimde daha merkezi bir konuma geldi. Kadın olarak taşıdığım kimliklerle daha çok hesaplaşır oldum. Sergideki işler bu sürece denk geldi. Zaten dünyanın neresinde olursak olalım, kadın olarak zorlandığımız, kendimizin ve birbirimizin kadınlığını koruyup kollamamız gereken zamanlardan geçiyoruz.

seda hepsev

Sergiyi hazırlarken nasıl bir üretim süreci yaşadın? Kurgu zaman içinde, ürettikçe mi oluştu; yoksa anlatıyı baştan belirleyip onu adım adım görselleştirmeye yönelik bir pratik mi geliştirdin?

Genellikle ikincisi benim üretme pratiğime daha yakındır; ama bu sergide tam tersi oldu. Resimler, desenler ve işlemeler gündelik hayatımın iki senesine yayıldı. En azından ben böyle hissediyorum. Örneğin resimleri altı farklı gruba ayırıp her birine bir kadın ismi vermem ve yazdığım metinlerle eşleştirmem, bu hayali ya da gerçek kadın karakterlerin bir şekilde karşıma çıkmış olmasından, bu karşılaşma anlarının temsillerinden kaynaklandı. Gündelik deneyimler, okuduğum kitaplar, çizdiğim desenler, aldığım notlar biriktiler ve birbirleriyle bir bağ kurdular.

Serginin bütünü tek bir sanat yapıtı gibi okunabiliyor. Senin resimlerinin de mekan/mekansızlık gibi kavramlarla derin ilişkileri olduğunu biliyoruz. Acaba yakın gelecekteki projelerinde başka yerleştirme deneyleri de görecek miyiz?

En geleneksel yöntemle, atölyemde, bir tuvalin dibinde tek başıma çalışmayı, bu şekilde resim yapmayı gerçekten çok seviyorum. Ama bu resimlerden ve desenlerden bir sergi oluşmaya başladığında, resimlerin kendi zamanlarından, atölye mekanından ve benim zihnimden bağımsızlaşmaları da bir o kadar heyecan verici. Sergileniş biçimleri üretim süreciyle ve serginin ilgilendiği kavramlarla ilişkili olduğundan, onları duvara yan yana asmak yeterli değil; keyifli ve heyecanlı da değil. Deney yapmak değil belki, ama bir anlatı, yerinde bir temsil oluşturma hali ile geleneksel pentür arasındaki karşıtlıktan ortaya iyi bir enerji çıkıyor.

seda hepsev rose

Pentür oldukça bireysel bir alan olmakla birlikte "Sirenler ve Denizkızları" bu duyguyu kırıyor. Hiç başka bir sanatçıyla işbirliği yaptığın oldu mu? Veya düşünüyor musun?

Farklı sanatçılarla ortak çalışma konusunda hiç iyi olmadığımı düşünüyordum. Sonra katıldığım residency'lerde, workshop’larda bu konuda biraz daha deneyim kazandıkça, aslında işbirliği sürecinin ne kadar motive edici olduğunun farkına vardım. Haziran ayında Zürih'te 20 sanatçı beraber bir sergi yapıyoruz örneğin; alternatif bir mekanda, uzun bir koridorda kalıcı işler tasarladık ve süreç boyunca birlikte çalıştık. Yalnız çalışmak kadar olmasın, çok keyifliydi.

Zürih'te yaşıyorsun ve İstanbul'a gidip geliyorsun. Bir sanatçı için iki şehrin getirdiklerini, götürdüklerini karşılaştırsan neler söylersin?

İki şehrin karşılaştırmasını yapmayı bıraktım. Karşılaştırınca birinin mutlaka eksiği çıkıyor. İstanbul'da her şeye rağmen sanata tutunma ve üretme tutkusunu, Zürih'te ise üretmen için sağlanan olanaklar sayesinde sanatçı olarak varolabilmenin dayanılmaz hafifliğini seviyorum!

Görsel 1: Seda Hepsev - Elibelinde / Kumaş üzerine işlemeler, farklı boyutlarda (2017)
Görsel 2: Seda Hepsev - Sirenler ve Denizkızları sergisinden bir görünüm (2017)
Görsel 3: Seda Hepsev - Rose / Tuval üzerine akrilik, 85x65 cm (2016)

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.