“Yapmak İstedim. Yaptım.”

iskele47

Röportaj: Ezgi Özşahin

Bu röportaj Mixer’in ArtWriting Turkey Projesi Röportaj Atölyesi* kapsamında hazırlanmıştır.

Maker Hareketi, günümüzde hızla gelişen bir akım. ‘Kendin Yap’ kültürüyle teknolojinin bileşiminden doğan hareket, paylaşmak, deneyimlemek ve yaratıcılık etrafında şekilleniyor. Bu kapsamda üretim yapan herkese ‘maker’ dense de kavramın kendine göre alt grupları da var ve her üretici maker olarak adlandırılmıyor.

Maker Hareketi’nin gelişimine katkı sağlayan, ‘makerspace’ ve ‘hackerspace’ olarak adlandırılan alanlar da yavaş yavaş gelişiyor ve gün geçtikçe sayıca artıyor. Akımın örneklerini görebileceğimiz spesifik fuarlar ise cabası.

Harekete hem ev sahipliği yapan hem de hareketin bir sonucu olarak ortaya çıkan bu mekanların üretim modelleri oldukça önemli. İskele47, Yeldeğirmeni’nde açılmış Maker mekanlarından biri. Çok disiplinli bir atölye olarak adlandırılabilecek İskele47’nin kurucuları arasında Bager Akbay, Osman Koç, Zeynep Nal Sezer, Nagehan Kuralı Alan ve Selin Özçelik Mörth bulunuyor.

İskele47’yi yakından tanımak, Maker Hareketi’ni daha iyi anlamak adına İskele47’nin kurucularıyla konuştuk; onlardan Türkiye’de Maker Hareketi’nin nasıl yansıma bulduğunu dinledik.

İskele47, kalıba sokması, tanımlaması zor bir mekan. İnternet sitenizde sadece iletişim bilgilerinizin olmasını buna bağlayabilir miyiz?

Selin Özçelik Mörth: Özel bir nedeni yok aslında. Başlangıçta buranın ne olduğuna biz de karar veremedik. Hâlâ da tanımlarımız değişiyor. Yeni yeni buranın ne olduğuna karar veriyoruz. Kendi dinamiklerimiz de böyle: Herkes ayrı işlerle uğraşıyor ama totalde “Beraber ne yapabiliriz?” i düşünüyoruz. İnternet sitesi ne yaptığınızı tanımlayan bir alan. Buranın tanımının da çok net olmasını istemediğimiz için detaylı bir internet sitemiz yok. Bizi İskele47 olarak tanımak isteyenler bizi ziyaret etsinler, tanıyıp kendileri tanımlasınlar istiyoruz. Yine de üretimlerimize internetten de erişilebilsin diye elbette bir düzenleme yapacağız.

Nagehan Kuralı Alan: İskele47’nin tanımının sürekli değişiyor olmasını aslında bir bakıma avantaj olarak görüyoruz. İçinde bulunduğumuz sektör, sürekli değişen, yeni her şeyi takip etmeniz gereken bir alan. Dolayısıyla bu dinamizmin içinde bulunmak birçok açıdan iyi. Özünde teknoloji ile ilgileniyoruz ama dijital medya tasarımı, eğitim ve yazılım gibi farklı alanlarda farklı zamanlarda çalışıyoruz. İskele47’de çalışma alanlarımız, ilgi alanlarımıza göre değişiyor. Amaç sadece ticari olmaktan ziyade ilgi alanlarımızı geliştirmek. Bu nedenle İskele47’nin belli ölçülerde tanımsız kalması olağan.

Bu özgürlüğün, tanımsızlığın yarattığı avantaj ve dezavantajlar var mı?

Osman Koç: Aslında düşünsel olarak çerçevelerimiz, hepimizin ayrı ayrı ilgilendiği araştırma alanları var ama karışıklıklar oluyor tabii. İnsanlar İskele47’yle çalışmak istiyor mesela. Oysa ismimiz, adresimizden geliyor: İskele Sokak, No:47. Bu anlam karmaşası yaratıyor insanlarda. Mekan, tüzel bir kişilikmiş gibi izlenim yaratıyor fakat İskele47 tüzel bir kişilik değil. Dolayısıyla iletişim kurmak için içeriden belirli birini muhatap almak lazım. Birimizin yaptığı anlaşmadan diğeri sorumlu olmuyor. Herkesin kafası farklı. İşin en temelinde yatan, hepimizin ayrı ayrı özgürlük alanlarının olması. Bunların üst üste geldiği, birbirimizin ayağına bastığımız zamanlar da oluyor ama temelde İskele47 ‘hizmet veren’ bir yer değil. Mekanın sorumluluğu spesifik bir insana bağlı değil. Hepimizin ortak sorumlulukları var. Bu ortak sorumluluk bilinci, işleyiş adına avantaj sağlıyor diyebiliriz.

S.Ö.M.: Ülkemiz için, İskele 47 gibi işbirlikçi çalışma mekanları ya da inisiyatifleri, yeni ve anlaşılması zor yapılar. Özellikle iş dünyasıyla temas halinde olduğumuzda, ne ve nasıl yaptığımızı anlatmak, alışılagelmiş kurumsal hiyerarşi kalıbına uymadığından biraz akıl karıştırıyor. Onun dışında bir dezavantajdan söz edemeyiz. Birbirinden bağımsız olma durumunun getirdiği avantajlar sayısız. Özellikle, Nagehan ve ben “Design In Situ” olarak yaratıcı teknolojiler konusunda tasarım odaklı ilerliyoruz, Osman’la Zeynep yazılım, Bager ise eğitim alanlarında üretiyor. Kendimizi sanata, araştırmaya, geliştirmeye bulaştırmadan duramıyoruz. Yani üretirken hepimizin birbirimizden öğrendiği çok şey var.

Nasıl kuruldu burası? Nasıl işliyor?

O.K: İskele47 işleyişte bir iş hanı. Burası kurulmadan önce herkesin kendi atölyesi vardı zaten. Atölyelerimizle ilgili çeşitli ortak sorunlar, bizi böyle bir mekan oluşturma fikrine yöneltti. “Neden komşu olmayalım?” dedik. Böylece, küçük küçük özgürlük alanlarını tek çatıda toplayan çok disiplinli bir atölye, bir ‘makerspace’ ortaya çıktı diyebiliriz.

Bager Akbay: Atölye dediğimiz alanlar, içerisindeki insanların perspektifinden çıkıyor. Ne üretmek istediğinizle ilgili olarak ekipman belirleniyor. Bir iki kişinin kullandığı istasyonlar küçük, herkesin ihtiyacına cevap verebilen mekanlar haliyle daha büyük oluyor. İçerideki insanların benzer uğraş alanları olması, böyle bir mekanı anlamlı hale getiriyor.

O.K.: Süreç içinde meraklarınız, gelişmek istediğiniz alanlar değişiyor, haliyle siz de. Ona göre de yeni makinalar alıyorsunuz. Bu geliştiğiniz alanların, getirdiğiniz yeni makinaların, çevrenizdeki insanlarda yansımaları farklı oluyor. Mesela ben, bilgisayar aracılığıyla programlanarak otomatik işlem yapabilen CNC makinasını devre yapmak için aldım, Bager ise onunla şiir yazdı.

B.A.: Makinalar araç olabildiği zaman anlamlı oluyor, çünkü makina ancak vizyonunuzla ilişki kurduğu zaman işlev kazanıyor. İnsanlar bu yüzden sorun yaşıyor aslında, makina alınca hemen bir şeyler üretebileceklerini sanıyorlar ama üretme motivasyonu makinadan bağımsız. Motivasyon, insanın içinden gelen bir dürtü.

İskele47’ye ziyaretçileriniz oluyor mu? Merak edip gelenler örneğin?

O.K.: Farklı kitleler gelebiliyor. Tanışmaya gelen oluyor, soru sormaya gelen oluyor. Merak edip çat kapı gelen oluyor. Fikir almak isteyen, akıl danışan bayağı bir kişi var. Bizim ilgilendiğimiz alanlar dahi birbirinden farklı, çok çeşitli. Bu çeşitliliği engellememek lazım. Güzelliği sağlayan o çeşitlilik. Önemli olan birlikte çalışabilme adabı. O yüzden iskele47’yi iskele47 yapan şey makinası, adresi, ıvır zıvırı değil. İçerideki insanların kalabalık bir şekilde birbirine özgürlük alanları tanıyor olabilmesi. Çünkü kalabalık bir yerde çalışma adabını öğrenmek kolay değil. Bir işle ilgilenirken etrafınızdaki birilerinin kafanızı karıştırmaması çok önemli.

Peki bütün projeleriniz kolektif mi?

O.K.: Değil. Yani ikisi de var. Bir yandan ortak birçok proje üretiyoruz veya birbirimizden yardım ve akıl alıyoruz. Onun dışında herkesin kişisel çalışmaları da var. Kolektif çalışma bilinci şeffaflıkla alakalı. İstisnai durumlar haricinde birçok işin bütün kısımlarını tek başınıza yapamıyoruz. Başkasından aldığınız destek operatörlüğü aşıyorsa proje zaten kolektif bir projeye dönüşüyor. Açık kaynak kültürü bunun için iyi pratiklere sahip. Markadan çok insanı öne çıkarmak ve bu konuda şeffaf olmak önemli. O yüzden genel olarak künye konusunda herkes hassas. Öte yandan süreçlerde yeterince ilgi gösterilmediği için herkes bu konuyla ilgili problem yaşıyor. Yani projeyi tekil bir kişinin projesi olarak lanse etmek birçok konuda kolaylık sağlıyor sanırım, iletişim tek kişi üzerinden dönüyor, yazılı metinlerde illa karakter sayısı sınırı oluyor vesaire. Velhasıl bu tarz iş yapan çoğu kişide fikri mülkiyet ve künye ile alakalı anlaşmazlıklar var maalesef.

iskele47

Peki kendinizi ‘maker’ olarak tanımlar mısınız?

B.A.: Aslında Maker Hareketi’yle bağlantılı olduğumuz için sahnede ortaya itilmiş durumdayız. Ben pek maker değilim mesela. Elle iş yapmayı çok sevmiyorum. Hatta, elle yapılan uğraşları 30 yaşımdan sonra öğrenmeye başladım. O zamana kadar daha çok teorik, akademisyen kafada biriydim. Maker sıfatına benden daha uygun çok fazla arkadaşım var. Onlar için de bu sıfat artık çok popülerleşti. Birçok kişi tarafından anlaşılmadan kullanılabiliyor.

O.K.: Maker’ın tanımında şöyle bir sıkıntı var: Kavramı bir kategoriymiş gibi alıyoruz ama maker daha çok bir sıfat. Üretip üretmediğinize bağlı. Kendi gündelik üretim alanlarınıza yeni teknoloji metotlarını katıyorsanız, onlarla kendi üretim alanlarınızı geliştirmeye çalışıyorsanız veya yeni bir şeyler yapıyorsanız, maker tanımına giriyorsunuz. Öte yandan bir yere gittiğim zaman “Sen maker’sın, ben değilim” tutumuyla karşılaşmayı sevmiyorum. Bu yüzden kendimi nadiren maker olarak tanımlıyorum ve daha çok ‘yaratıcı teknolojist’i tercih ediyorum.

Zeynep Nal Sezer: Bence maker tanımı tamamen ilgi odaklı. Neyi neden yaptığını bilmese de üretmekten keyif alan insanları dahil eden bir tanım. Yaptığınız objenin illa kullanım amacı olmasına gerek yok. Sadece deneysel olarak zihninizdeki fikrin nasıl bir objeye benzediğini görmek istediğiniz için de ‘yapıyor’ olabilirsiniz.

B.A.: Evde fantastik yemekler yapıp, sürekli yemek teknolojileriyle ilgilenen, üreten birisi maker olarak benden fersah fersah iyidir mesela.

N.A.: Ben kendimi maker’dan çok tasarımcı olarak tanımlıyorum hep. Ama bunun içerisinde siz kendinizi çalıştığımız bu alanda üretim yapan herhangi bir sıfatla tanımlıyorsanız Maker Hareketi’nin de ucundan bir parçası oluyorsunuz. Maker kavramı bu tanımın genelini oluşturuyor ama aslında kendi içinde başka başka alanları barındırıyor bence. Bu noktada tanımlamak pek de önemli değil sadece ilerlemek, üretmek ve çalışmak önemli.

S.Ö.M.: Bu tanımlar beni hayli yoruyor. Aynı anda birçok şey oluyorum ama seçimim zaten tek bir tanesi olmamak. Üretici, tasarımcı, sanatçı, yaratıcı, yazılımcı, iş kadını… Maker kelimesi bence de bir sıfat. Karşınıza herhangi bir alanda çıkan sorunlarla nasıl baş ettiğinize, metodolojinize dair bir sıfat. Sonuç fikir olmuş, kod olmuş, sistem olmuş, obje olmuş çok da fark etmiyor.

Yani üretim yapan herkese maker deniyor ancak kavramın kendi içinde alt grupları da var. Sanatçı, yaratıcı, hatta yemek yapan insan gibi… Ancak her üreten de maker oluyor mu? Bu ayrımı neye göre yapabiliriz?

B.A.: Bir terim yeterince referans almadıysa, üzerine yeterince yazılmadıysa henüz tanımlanmakta olan terimdir. Bunun avantajları olduğu kadar dezavantajları da var. Avantajı, terimi istediğiniz gibi şekillendirme şansınızın olması. Yani maker’ı istediğiniz yere çekebilirsiniz. Dezavantajı ise terimin de sizi bir yerlere çekebilmesi. O yüzden sıfatlarla doğrudan ilişki kurmak çok sağlıklı değil.

Z.S.: Hareketin başında maker tanımıyla ilgili oturumlar, paneller oldu ama tam bir sonuca varılamadı. Maker’ın ne yaptığına dair çeşitli tanımlar yapıldı tabii. Üreten insan ama o üretim sürecinde modern teknolojileri, metotları kullanan insan gibi bir sonuç çıkarılabilir aslında.

B.A.: İlla yeni teknolojilerin kullanılmasına da gerek yok. ‘Kitlesel fonlama’ da maker tanımına uyuyor bence. Bir sorunun çözümünün uzman birinden yardım almadan kitlelerden yardım alarak sağlanması sürecine deniyor bu. ‘Kendin Yap’ akımı daha tek başınaydı ve fiziksel projeleri kapsıyordu. Maker bunun biraz daha topluluk haline gelmesi, biraz daha genişlemesiyle aldığı hâl.

O.K.: Maker Hareketi, ‘Startup’ camiasıyla, yani daha şirketleşmiş oluşumlarla daha çok dirsek temasında bulunuyor ve onlarla karıştırılabiliyor. ‘Startup’ camiasının derdi tutan ürün yapmak olduğu için, karşımıza çıkardıkları ya fiziksel ürünler ya da servis tasarımı oluyor genelde. Maker Hareketi’nin, tutan, çok satan ürünler üretmek gibi bir derdi yok. “Yapmak istedim, yaptım” gibi bir bakış açısı var.

İstanbul’da bu kültür ne kadar yaygın?

O.K.: Maker kültürünün, İstanbul gibi bir yerde yayılması zor oluyor tabii. İstanbul, tarihe baktığımızda hep bir ticaret şehri. İnsanlar problem çözümlerini satın almakla daha çok ilgileniyor. Maker Hareketi ise parayla satın alınabilecek problemlere çözüm sunmakla ilgilenmiyor. İstanbul’daki bu zihniyeti kırmak biraz zor. Kültür gelişmiyor değil, gelişiyor ama yavaş gelişiyor. Çünkü her yeni gelişen teknolojinin farklı bir gelişim süreci oluyor. Dolayısıyla buna alışma hızı da nesiller ve kültürler arasında değişiklik gösteriyor.

iskele47

Küçük şehirlerde de bu kültürün yaygınlaşmasına yönelik çalışmalarınız oluyor mu?

O.K.: Tabii ki. Ben İstanbul’dan çok Anadolu şehirlerine gitmeye hevesliyim. İki yıldır elimden geldiğince oralarda konuşmalar yapıyorum. En son Malatya’ya gittim. Adana, Mersin, Elazığ, Batman, Bursa, İzmir, Ankara... Tüm bu şehirlerden ilgi var. Türkiye çapında makerspace olarak bildiğim dört beş yer var. İzmir ve Trabzon’da ‘hackerspace’ler var. Konuşmalarım genelde topluluk oluşturma, yardımlaşma, farklı birikimlerden gelen insanlarla etkileşim gibi konulara odaklanıyor. İşin içine makina ve üretim girdiği zaman konu hep daha endüstriyel alanlara çekiliyor, bunu kırmaya çalışıyorum. Hem kendimden hem de piyasadaki komik, absürt projelerle örnek vererek aslında bir nevi vizyon genişletmeye çalışıyorum. Amatör işlerin sergilenebilmesi için İskele47’de bir alan yaratmayı da planlıyoruz.

N.A.: Kendi şehrinde bu tip bir topluluk yaratmak isteyen, İstanbul ağını araştıran insanlar bizi davet ediyor. Örneğin geçen aylarda, Eskişehir’de güzel bir maker organizasyona katıldık. “Petcha-Kutcha” etkinliğinde yaptığımız işleri anlattık. Bu tip etkinlikler kimin ne yaptığı konusunda bu kültürün tanımlanmasına yardımcı olan önemli etkinlikler.

Farklı şehirlerde gerçekleşen Türkiye İhracatçılar Meclisi liderliğindeki İnovasyon Haftası da aynı şekilde. Startup şirketlerini, üniversiteleri, dernekleri ve maker’ları bir araya getirerek bu kültürün yaygınlaşmasına önayak oluyor.

Küçük şehirlerdeki konuşmalara davet mi ediliyorsunuz, yoksa konuşmaları kendiniz mi organize ediyorsunuz?

O.K.: Şehir dışındaki konferanslardan davet geliyor. Anadolu'daki üniversiteler yaptıkları mühendislik konferans ve panellerine Maker kültürünü de katmaya başladı. Yaptığımız işlerin içinde ciddi miktarda mühendislik var. Sadece uygulama alanları endüstriyel değil. Yani teknolojiyi yazı yazmak gibi bir ifade aracı biçime çevirmek, yeni yeni karşılaştığımız bir durum. Teknoloji içeren her üretimin verimli ve mantıklı olması gerektiği varsayımının ortadan kalktığını, eğlenceli, gündelik kullanımlarının ortaya çıktığını görmeye başlıyoruz. Toplumsal teknolojik olgunluk olarak bir sonraki faz gibi.

Hackerspace ve makerspace’lerden bahsettik. Bunların farkı nedir?

B.A.: Hackerspace, biraz daha kapalıdır. Biraz daha politik olabilir. Özgür lisans ve açık donanım makerspace'e göre daha önemlidir. Daha çok yazılım ağırlıklıdır. Makerspace, daha genel bir üretim alanıdır.

Bager Akbay’ın şiir yazan robot Deniz Yılmaz’ın üretim sürecinde Türkçe veri tabanı bulmakta güçlük çektiğini duymuştum. Üretim sürecinizde bu gibi, Türkiye’de olmaktan kaynaklı sıkıntılar yaşıyor musunuz?

O.K.: Hem evet hem hayır. Malzemeler eskiden daha geç geliyordu Türkiye’ye. Artık nispeten daha hızlı erişimimiz var. Bir ara sürekli gümrükten mal çekiyorduk. Türkiye’de hiçbir malzeme yoktu çünkü. Ben yaptığım işleri Türkçe kaynaklarla sınırlı ilerletmediğim için veri tabanları konusunda bir sıkıntım olmadı ama eminim başkaları birçok alanda sıkıntı yaşıyordur. Öğrendiklerimi de zaten Türkçe öğrenmedim. Öğrencilerle çalıştıkça fark ettim ki günümüzde özellikle hızlı gelişen teknolojik alanlarda ilerlemek için İngilizce çok önemli. Tonlarca bilginin Türkçeye çevrilmesi mümkün değil. İngilizceyi mutlaka öğrenmek zorundasınız ki bilgiye ulaşabilesiniz. Bu, kod yazmaktan bile daha önemli. Örnek verecek olursam, ’80’lerin ortasında, bilgi değişimi için Latin alfabesi üzerine kurulu 7bitlik bir kodlama sistemi olan ASCII( Bilgi Değişimi İçin Amerikan Standart Kodlama Sistemi) karakter standardı oluşturulurken Ankara'ya konuyla ilgili mektup gitmiş. Bizimkiler cevap vermemiş. O yüzden ilk ASCII setinde Türkçe karakter yok. Bu, bir yandan bilgisayarla iş yapanların Türkçe harf desteği ile ilgili sıkıntı çekmelerine sebep oluyor, bir yandan da şu an hepimiz İngilizce karakterlerle yazılmış Türkçe yazıları okuyabiliyoruz. Böyle bir adaptasyonumuz gelişti.

Z.S.: Türkçeyle ilgili bir proje yaptığınızda çok sıkıntı oluyor. Kaynak yok çünkü. Ayrıca Türkiye’de olmaktan dolayı çektiğimiz, Türkçeden bağımsız sorunlar da var. Bizim sanatımızı devam ettirebilmemiz için ticari işler de yapmamız gerekiyor. Para kazanmak için firmalara mühendislik işleri yapıyoruz. Sürekli sanat yapamıyoruz çünkü sanata devlet desteği yok. Bir de Türkiye’de insanlar yaptığınız sanat işlerine nasıl para kazanabileceklerini hesaplayarak, o eserleri nerede kullanabileceklerini düşünerek bakıyorlar. Bager’in işini Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından düzenlenen inovasyon haftalarına götürdüğümüzde bunu çok gördüm. Standa gelen insanlar sadece şiir yazan robotu beğenmiyor, ondan nasıl bir işlevsellik sağlayabileceğini de düşünüyor.

Türkiye’deki koşulların üzerine bir de kadın olunca, çalışma hayatını da düşünürsek zorluklar artıyor mu?

Z.S.: İngiltere’de, Almanya’da koşullar daha ağır aslında. Ben bir sene Almanya’da çalıştım. Türkiye’de patronumuz kadındı ve işe alımda cinsiyet dengesine dikkat ediliyordu. Fakat Almanya’da, koskoca 200 kişilik departmanda, benim dışımda tek bir mühendis kız vardı. Büyük bir fark bu tabii.

S.Ö.M.: Etkinlik sektöründe iş yaptığınız zaman, muhatap olduğunuz dünya tamamen erkeklerin dünyası. Bu Türkiye’ye özel bir durum da değil bence. Almanya’da da çalışırken patronum, “Düşünebiliyor musun? Türk bir kadın ve interaktif tasarım yapıyor!” diye gururlanarak tanıtıyordu beni. Ayrımcılık mı, güzelleme mi şimdi bu? Çalıştığım yazılım şirketinde de bir kadın vardı mesela ve sekreterdi. Yalnızca Türkiye’de değil her yerde, sektörlere dair kalıplaşmış fikirleri kırmak zaman gerektiriyor.

Genel anlamda kadınların bu işe talebi mi yok, yoksa kabul mü görmüyorlar?

Z.S.: Son zamanlarda bununla ilgili bayağı bir okuma yaptım, hatta bununla ilgili bir yazı yazmayı da planlıyorum. Aslında dünyanın ilk bilgisayar programcısı bir kadın. Adı da Ada Lovelace. İlk ticari bilgisayar ENIAC’ın bütün programcıları da kadın. Fakat bunları kimse bilmiyor. ’90’larda bununla ilgili bir belgesel yayınlanınca durum ortaya çıkmış.

Yazılım, ’80’lere kadar kadın yoğunluğunun fazla olduğu bir alan aslında. ’80’lerde durum değişiyor. Bunun temel sebebinin de kişisel bilgisayarların piyasaya çıkmasıyla erkeklere hitap eden oyun pazarlama metotları olduğunu söyleyebiliriz. Şu an geldiğimiz durum, “Kadınlar evde oturur, çocuk bakar, yemek yapar, oyun oynayamaz; erkekler ise oyun oynar” mantığıyla geliştirilen bir stratejinin ürünü. Kadın yazılımcı oranı sandığımız kadar az değilse de, her yerde erkek egemenliğinin olmasından dolayı kadınlar bu alana girmekten biraz çekiniyor tabii. Bununla ilgili Amerika’da bir anket yapmışlar. Mühendislik öğrencisi kızlar, yaptıkları işleri Youtube’da ya da sosyal medya ortamlarında paylaşmaya çekiniyorlarmış. Çünkü fiziksel görüntüleriyle ilgili erkeklerden ya çok aşağılayıcı ya da tamamen yaptıkları işten bağımsız yorumlar alabiliyorlarmış. Bu şekilde kadınlar ortamdan dışlanıyorlar. Bunu çocukluktan itibaren, rol modeller belirlemek aracılığıyla kırmak gerekiyor.

iskele47

S.Ö.M.: Biz de konuşurken erkek terminolojisi kullanıyoruz mesela. Görünüş olarak daha maskülen oluveriyorsunuz. Misal sanayi sitesine gittiğinizde, ne istediğinizi anlatmak ya da kaale alınmak için, ustayla onun diliyle konuşmak zorundasınız. Ortamına göre başka kimliklere bürünebiliyorsunuz.

N.A.: Küçümseyici bir üslup kullanılabiliyor. Erkek gibi kız olmak yüceltilebiliyor. İletişim biçimimiz çok önemli. Tabii alandaki kadın sayısı da giderek artıyor bir yandan. Bu da sevindirici bir durum. Özünde cinsiyetin ne yaptığınızla bir ilgisi yok, nasıl yaptığınızla var. Bu da tabii ki insandan insana değişen bakış açısı gibi iki farklı cinsiyetin yaklaşımının farklı olabilmesiyle alakalı. Bunun çoğu zaman bir dezavantaj olarak vurgulanması rahatsız edici. Halbuki farklı bakış açılarını içinde barındıran bir alternatif gibi düşünülmeli cinsiyet.

İskele47 için gelecek planlarınız neler?

O.K.: İskele47'nin İskele47 olarak bir planı yok. En baştan beri anlattığım üzere mekanın kendi karakteri, vizyonu, duruşu içerdeki insanların toplamı olduğu için buradakilerin değişen meraklarıyla şekillenecektir. Kendi adıma konuşacak olursam atölyenin içine küçük bir sahne yaparak daha amatör performansların oluşması, geri bildirim alması ve yeni işbirliklerinin doğması için bir altyapı kurma hevesim var. Eminim diğerlerinin de farklı alanlarda hevesleri vardır.

S.Ö.M.: Üretimlerimizin depolara sığmaması sonucu fiziksel olarak mekana da sığamama gibi bir öngörümüz var ancak bununla ilgili bir planımız yok. Her birimizin profesyonel anlamda planları olduğuna eminim ancak İskele47, ihtiyaçlar doğrultusunda ortaya çıktığı için aynı doğrultuda evrilecek.

N.A.: Bunu zaman gösterecek. Kuruluş aşamasında ana hatlarıyla eğitim, yazılım ve tasarım kalemleri belli olsa da son üç sene içerisinde bu alanların içi çok farklı şekillerde dolduruldu. İskele47, haftanın her günü, her saat açık olup sürekli bir üretime ev sahipliği yaptığı sürece de eminim bu evrimleşme süreci devam edecek. Yeni insanlar, yeni bakış açıları katacak. Kuruluşundan beri içinde olan bizler ise kendi alanlarımızda ilerleme kaydettiğimiz sürece İskele47’ye de toplamda katkı sağlayacağız.

*ArtWriting Röportaj Atölyesi, Mixer sergi koordinatörü Serhat Cacekli, IstanbulArtNews Piyasa editörü Elvin Vural, Milliyet gazetesi kültür-sanat muhabiri Fisun Yalçınkaya, sanat yazarı Gökşen Buğra ve Sanat Online sitesinin kurucusu Yasemin Elçi yürütücülüğünde, Haziran 2016’da gerçekleştirilmiştir. Daha fazla bilgi ve diğer ArtWriting Turkey projeleri için: http://www.artwritingturkey.com/

Bu atölye kapsamında yapılan diğer röportajlar:

http://sanatonline.net/guncel-sanat/ueretmenin-ve-duesuenmenin-kolektif-guecue

http://sanatonline.net/guncel-sanat/dans-etmeye-devam

 http://sanatonline.net/guncel-sanat/mustafa-horasan-ve-sanat-yasami

http://sanatonline.net/kesif/kitlelerin-sesi-geleneksel-sanat

http://sanatonline.net/kesif/tuerkiyenin-kueltuerlimited-platformu

http://sanatonline.net/kitap/tekinsizlik-hayatin-ana-damarlarindan-biri

 

Yazar Hakkında

avatar
Müzik, Sinema, Tiyatro, Güncel Sanat, Kitap ve Keşif ana başlıkları altında okuyucular, güncel kültür sanat haberlerini takip ederken, yapılan röportajları keyifle okuyor...

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.