Bahadır Yıldız: Olası Gerçek Doğayla Sanat Üretimi

Bahadir Yildiz

Yazar: Hülya Avtan

“Kendiliğinden bir kendilik peşine düşme durumu”
Dört sene önce Casa dell'Arte projesi kapsamında izleyici ile buluşan Bahadır Yıldız'la sekiz yıldır biriktirdiği malzemelerle şekillenen üretim sürecini ve bu iki dönem arasında nasıl bir evreden geçtiğini konuştuk.

Casa dell'Arte projesinden konuşarak başlayalım. Proje nasıl gelişti?
2012 de Bodrum-Torba’da  Casa dell’Arte’nin  konuk sanatçı programına katıldıktan sonra, Farplas’da üretilen parçalar ve atıkları ile yakından ilgilenme şansım oldu. Atık hammaddelerin organlara benziyor olması fazlaca ilgi çekiciydi ve Ahu Büyükkuşoğlu’nun fabrikayı kullanımıma açması ile heyecenlı bir 3 ay ve Artist on Site programı başlamış oldu..

Önceki deneyiminizle şimdi arasında nasıl bir fark var peki?
İlk deneyim, malzeme ile oynayarak onu tanımaya, olanaklarını keşfetmeye yönelik. 250 derece eriyik-kütle  haldki hammaddeyi akıtarak yaptığım figüratif denemelerdi. Raslantısallık ve anlık bedensel müdahaleler ile gerçekleştiler.

Sonrasında geçen 4 yıl da sıcak plastiğin üzerine daha iyi düşünebilmek ve tasarımlayabilmek mümkün hale geldi. Aynı zamanda şu an oradaki çalışma sürecim fabrikanın kendi üretim sürecine eklemlenmiş ve onun üzerinden şekillenen bir süreç olarak sürüyor.Bahadir Yildiz

Yılın 4-5 ayını doğaya yakın yerlerde geçirdiğim düşünülürse, doğadaki yaşantı deneyimlerimin tam zıttı bir deneyim fabrika.

Nerede?
Daha çok Fethiye, Kayaköy civarlarında, Akdeniz Bölgesi’nde birçok yerde. Evcil ve metruk alanlarda ağaç kabuklarından ve köklerinden yaptığım boyalar ile resim yapıyorum, gündelik davranış biçimi olarak, refleksif olarak. İşin içinde yine beden var.

Bu yıl 5 aylık bir tur gerçekleştirdim. Manavgat, Çıralı, Kayaköy, Fethiye bölgelerinde ve son iki ay da Babadağ’da kaldım. Orada ritim çok başkaydı. Evcil alandan metruk ve kısmen yabanıl alana geçiş yapmış oldum. Doğa hareketlerinin içinde kendilik hali gelen bir ritimle salınma durumu, tanımlanmış zamanın dışına çıkmak çok olası göründü. Kendiliğinden bir kendilik peşine düşme hissiyatı oldu.
Ekim ayında İstanbul’a döndükten sonra yatak yayı, tepsi, süzgeç, rende, dolap kapağı gibi gündelik eşyalardan heykel iskeletleri yapmaya başladım.

Bahadir Yildiz

Eşyanın kendisiyle nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
Değişken. Bendeki içeriği ortaya çıkaracak biçimde eşyalar olabiliyor. Yaşadığım estetik deneyim onun neye dönüşeceğini belirleyebiliyor. Anı taşıyan bir eşya ise imgelem geçmiş ve şimdi arasında bir çizgide gidip geliyor.
Bu süreç de kullandığım hazır malzemeler, 8 yıldır atölyede birikenler. Hangilerini kullanacağıma sıcak hammaddeye uygunluğuna göre karar verdim. Bir sürü parçadan inşa ettiğim iskeletlerin üzerinden sıcak plastik akarken ortaya çıkacak hareket beni meraklandıran ve heyecanlandıran şeydi.

Üretimlerinizin güçlü bir dili olduğunu da düşünüyorum. Yazıyla ilişkiniz nasıl, yazıyor musunuz ara ara?
Zaman zaman kısa öykü yazıyorum. ‘Huzursuz Bacak’ sergisini hazırlamadan önce yazdığım bir öykü vardı mesela. Berlin’de bir ortopedi dükkanın vitrininde, tahta ayakkabı kalıpları ile karşılaşmam sonrasında yazılmıştı. Yazı-imge ilişkisi kendiliğinden kurulduğu zaman daha çok yazıyorum.  

Doğa ve şehir arasında bir ikilemden bahsediyoruz. Sizdeki yansıması nedir bunun?Bahadir Yildiz


Philippe Descola “Doğa ve Kültürün Ötesinde” isimli kitabında “insan tarafından dönüştürülmüş olanların kültürel olduklarını, bu özellikleri taşımayanların doğal olduklarını kabul etmek koşuluyla doğa ve kültür ikiliği bir günahtan kurtulabilir” der ve şu anda gerçek doğayı  karşılayan bir tanımın olmadığından da bahseder.
Kent sürünerek, eğlenerek, başımıza gelen herşeye alışarak yaşamak zorunda olduğumuz yerdir. Doğa ise, pastoral bir kentli hayalinden ibaret çoğunlukla.
Kişisel olarak bu ikiliği ne kadar kırabileceğimi denemek için yaza doğru atölyemi temelli olarak Babadağ’a 900 metre yüksekliğe taşıyorum.

Huzursuz Bacak
Zil çalınca başlayan koşturmaca sırasında,
bacağında dolaşan acı ile kalırdı olduğu yerde.

Evde bacağına, kösele, lastik, metal, tahta ile vurarak deneyimlediği  hisler, okul giriş ve çıkışlarında bacağında hissettiği acının tahta etkisi olduğunu söylediğinde bacağına tekme atıp kaçan tahta ayakkabılıyı kalabalık ayakların arasında aramaya başladı…
Hareket eden ayakkabılardan biri,  hep tahta gibi görünüp sonra ortalıktan kayboluyordu.Ayakların sahiplerini yüzlerinden tahmin etmeye çalışması da bir sonuç vermedi.Yüzleri hep aynı gibi idi. Hafta sonları ağaçlık yerlerde bulduğu kurtları, ağaç kurdu olması ve tahta ayakkabıyı yemesi umudu ile okula götürüp bırakmaya başlaması ve bunun ardısıra gelen uzun bekleyişler de hiç bir sonuç vermediHergün hep birlikte andımızı okuyor olmaları bile “tahta ayakkabılı”nın varlığına engel değildi.  
Havada asılı kaldığı ara zamanların sebebi hep “tahta ayakkabılı”ydı besbelli, hep onun yüzündendi sıkışıp kalan varlığının anlatamadığı sıkıntısı.

 

 

Yazar Hakkında

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.