Çok Gezenti: Burak Akkul Sohbeti

Röportaj: Ezgi Bikbay Şafak

burak akkul

Kendisini bilenler bilir; “çok gezenti” ve çok samimi, çok konuşkan, çok tecrübeli, çok başarılı, çok sevilen diye uzar gider sıfat listesi... Böyle sıcak bir kişi ile tanışıp yıllar sonra efsaneler arasında anılacağından emin olduğum programı Çok Gezenti’yi onun ağzından dinlemek çok keyifliydi. Soğuk ama güneşli bir Ortaköy havasında aşağıdaki keyifli röportajı sizler için gerçekleştirdik.

Merhabalar Burak Bey, eğitim hayatınızdan başlayalım.

Marmara Üniversitesi Gazetecilik Bölümü mezunuyum. Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde 3 sene okudum ama bitirmedim. Orada 4. sene dersleri temizlemeyince atılıyorsun. 3 sene okudum yetti, sonra Marmara'ya girdim. Gazeteciliği tanıdım. Bir sıraya koyarsak, Kadıköy Anadolu Lisesi, Boğaziçi Felsefe sonra Marmara İletişim Gazetecilik.

Sıkı bir takipçiniz olarak arkadaşlarıma “Burak Akkul ile röportajım var” dediğimde "hep bu kadar enerjik mi? " diye sordular. Ben de bunu merak ediyorum, nasıl bir çocukluğunuz vardı? “Bizim Ora –Kırklareli”yi de daha yeni izlemişken sorayım.

Keşke getirseydin arkadaşlarını. Çoğu insan öyle düşünüyor ama öyle değil. Televizyondaki her şey benim yazdığım ve kurguladığım şeyler. Ben aslında yazarlığa devam ediyorum, çünkü benim asıl işim yazarlık. Televizyon metin yazarlığı, kitap yazarlığı şeklinde devam ediyor, hep bir düşünme boyutu var. Düşünme boyutu olan şeyin içinde de duygusallık devamlı var. Ben böyle inanıyorum. Duygusallık illa ağlayan adam olarak değil de, bir şeyi düşünen adam, bir şeyin çarpıklığından rahatsız olan adam olarak anlatılabilir. Benim fırsatım imkanım oldu, çevre faktörleri ve yeteneğimi doğru kullanarak  mizahla dile getirmeye başladım. Küçükken eğilimim yine Gırgır gibi mizah dergileri okumak yönündeydi. Hep mizah yönü olan şeyleri okurdum, Woody Allen okurdum mesela. Kütüphanede hep onları seçtim sonra cümlelerimi seçerken hep o mizah çıktı benden. O yüzden hiç mahallenin komik çocuğu olayım, en çok ben yaramazlık yapayım, aile içinde taklit yapayım gibi eğilimleri olan biri olmadım. Ben durgun olan, biraz daha düşünen, cümleyi düzgün kurmaya çalışan, arkadaşlarını bir araya getirmeye çalışan, fikir verip düzenleyen "duygusal" bir adamdım.

burak akkul

Gezi programlarına dönersek bir çok insana çok eğlenceli ve çok kolay gelirler, nedir bu işin aslı?

"Hayat sana güzel" gibi değil mi? "Bak Burak Abi hem geziyor hem kazanıyor!". Biliyorum ben bunları.

Evet, sizi çok kıskanan gözler var.

Çok güzel bir soru sordunuz. Bunu detaylı şekilde ifade etmek isterim çünkü her zaman fırsatım olmuyor. Sosyal medyadan çok fazla “hayat sana güzel” tarzında mesaj, yorum alıyorum. Bazen cevap veremesem de, sinirli bir zamanıma denk gelirse uzun uzun yazıyorum İnstagram’da. Sen hiç yolda hastalandın mı? Bütçeyi ayarlamak için şu kadar zarara girdin mi? “3 gün 3 gece montaj yapıyorsun, o senin seyrettiğin 60 dakikalık bölüme ben 13 gün  uğraşıyorum” diye yazıyorum. Sezonda attığımız imza sonunda 9 seyahati, bu sene giren yerli yerlerle planlıyoruz. Şöyle örnekleyeyim, Ocak ayına yabancım var ama Şubat için bir yabancı daha bulmam lazım. Gitmişken Avrupa'ya 2 yere gideyim, iki uçuşla Türkiye'ye git gel olmasın. Arada trenle geçeyim ki bütçe sarsılmasın. Atıyorum Prag'a gittim, Türkiye'ye gidiş-dönüş bilet aldım, gitmişken bir Budapeşte'de yapayım ki 500 TL kara geçeyim diye düşünüyoruz. Otelleri önceden ucuza ayarlayayım gibi ince detayları düşünüyorsun. Bunu anlatmak tabi biraz zor. Ben önceden detaylı araştırma ile daha ucuza gezilebilecek bir seyahat programı yapıyorum. Ama somut ve net bir cevabı yok, oturup ne eksiğimiz var diye düşünüyoruz, planımıza bakıyoruz ve hareket ediyoruz.

Kanalın maddi desteği ne boyutta?

Kanal bir TV programına bütçe veriyor. “Al, bana yabancı getirirsen 10 veriyorum, yerli getirirsen 5 veriyorum” diyor. “Sen bir ay sonu ikisini de getir bana, hesabına 15 yatsın, bana bunun karşılığı olarak ister Newyork-Konya getir ister Atina-Adana”. Ben tüm çekimleri kendi kameramla ve karımla yapıyorum, çekimleri sonra kağıt üstünde montajlıyorum. O da 2-3 günümü alıyor. 6-7 gün çekim, 3 gün kurgu, 2 gün kanaldaki arkadaşlarla kurguyu kağıttan bakıp dizgiye dökmek, sonuç olarak bir bölüm için 12-13 gün çalışıyoruz.

burak akkul

Peki Çok Gezenti'nin çıkışı nasıl oldu? Formatı benzerlerinden çok farklı.

Çok Gezenti bir gezi programı değil, benim izleyene seyahat zevkini aşılamaya çalıştığım bir program. Ben başka bir yerde olmayı çok severim, en sevdiğim yer gitmediğim yerdir. İlla iyi olmasına gerek yok, farklı bir yer olsun yeter. Oradaki insanların hayatını çok merak ederim, bir daha ne zaman göreceğim derim. Bu merakımın televizyonculuktaki 21. senemde bu şekilde ortaya dökülmesi iyi sonuçlar verdi. Televizyonculuk bilgim var, yazma var, kanal editör tutmuyor, sunucu tutmuyor, kameraman tutmuyor, benle ışıkçı göndermiyor, uçak planlaması için havayolu şirketi ile anlaşmıyor. Sadece Burak Akkul'a 10 lira veriyor, gerisi ona kaset olarak dönüyor. Muhakkak benden daha iyi gezen, Roma'nın tarihini bilen bir sürü insan vardır. Ama zaten benim amacım o arkadaşa Roma'ya gitme zevki verebilmek. Benim amacım karikatürü güzel çizmek.

Eşinizle beraber olması da ayrı bir güzel ve sıcak tarafı programın. Selfie çubuğu ile çekimleriniz, oturup bütçe hesabı yapmanız...

Gerçekten yapıyoruz çünkü. Seda ile evlenmeden önce de geziyordum ben, şimdi de onunla geziyorum. Ben bu hesapları kitapları yalnız giderken de grup arkadaşlarımla giderken de yapıyordum. Bazen turla gidiyordum. Gün içinde ne harcayacağımı, sabah otelden yanıma ne alacağımı, öğlen yiyeceğim yemeği hesaplıyordum. Fikrin ortaya nasıl çıktığına da değineyim. TV2'nin tanıtım yazarıydım. 2011-2012 yıllarında TV2 yeni kuruluyordu. Orada yapımcı-yönetmen bir arkadaşım vardı beni eski işlerimden bilen. Eskiden Kanal D Çocuk Kulübüne çocuk programları yazardım, o arkadaş asistandı, beni çağırdı: "Gel Burak, TV2 kuruluyor, buranın tanıtım yazarı ol" dedi. 1-2 sene böyle gitti. Ama ben bazen seyahatlerden dolayı toplantıları kaçırıyordum. “Burak yine nereye gittin, ne yaptın?” diye geçen sohbetlerde gelişti fikir. Çin'e ucuz bilet bulmuştuk eşimle, “Çin Seddi’ne gidiyorum, bir daha ne zaman gidilir, bir mikrofon süngeri verin” dedim kanala. Süngerin altındaki mikrofon fake, ben orada “TV2 ile Çin Seddi’ni aştık” gibisinden bir şeyler dedim, sonra eşimle Çin Gezisi gibi olsun diye daha fazlasını da çektik. Döndüğümüzde müdüre gösterdim o da “Yayınlanır bu” dedi. Kanal da butik bir kanal. Reyting kaygıları yok. Devam edip edemeyeceğimi sordular, planlayabileceğimi söyledim. Sonrasında da posterlerde yer almaya, sokaklarda tanınmaya başladık.

burak akkul

O zaman şunu sorayım, Çok Gezenti olunur mu? Yoksa öyle doğmak mı gerekir?

Öyle doğulur. Çok Gezenti olmak için henüz 5 yaşında çocukluğunu geçirdiğin bahçede Afrika ormanlarının hayalini kurman gerekir. Mesela benim ilkokulda bir defterim vardı, oradaki hikayede yola çıkılır ve ıssız bir adaya düşülürdü. Hayallerde hep bir yerlerde olmak var. Gideyim bir sponsor bulayım, seyahat programı çekeyim, benim ağzım iyi laf yapıyor demekle olmuyor, sonuçlarını şu an akılda kalanlardan görüyorsunuz. Bir kadın vardı çocuğu ile geziyor, adını bilen yok programın, kadının da adını bilen yok. Çok Gezenti'yi sorun bugün herkes "Burak Abi geçiyor" ya da "Çok Gezenti geçiyor" der. İşin en büyük kazancı da bu, maddi olarak çok büyük bir kazancı yok.

Çoğu kişi sizin programınızdan sonra uçak bileti almış ve bir yerlere uçmuştur.

Twitter'a bakın, herkes Kırklareli'ye gidiyor. Yandex'ten bakıp 2 saatte gidildiğini görenler köfte yiyip dönmek için bile gidiyorlar. Belediye başkanı da aradı, teşekkür etti.

Lafı gelmişken, Çok Gezenti Bizim Ora nasıl çıktı?

Kanalın teklifi. Tanıtım editörlüğünü alıp, “Sen bu işe yoğunlaş, yerli de yap, belki değişik bir yöne gider” dediler, kabul ettim. Aslında yurt dışı seyahatleri bana daha fazla heyecan veriyor, çünkü yurt içini herkes yaptı ama yurt dışını benim kadar detaylı gezen bence yok. Ayhan Sicimoğlu belki gezmiştir, Barış Manço 7'den 77’ye ile vaktiyle gezmiştir. Yurt içinde, yurt dışında o kadar yerleri gezmiş adam "Bize de geldi" dedirtmek istiyorum.

Metin yazarlığı için bir şeyler demek ister misiniz?

Çalışarak olmaz derim. Tıp okumak isteyen, bilgisayar mühendisi olmak isteyen çok çalışsın. Ama bunda önerilecek bir şey yok. Yaratıcı zihniyet çalışarak kazanılmaz doğuştan gelir. 10 Kasım'da şiirleri o okuyordur, kompozisyon yarışmalarında birinci geliyordur, bu ipuçlarını değerlendirerek kendini keşfeder. Diğer taraftan kucağına laptop alıp yazın Cunda’da, kışın evinin balkonunda senaryo yazan veya 3 bin TL verip kitap bastıran, “Nasıl olsa Tüyap'a çağrılırım, imza günüm de olur” diyenler ise önce kendini kandırır. Bunlar boş hayaller. Ben açık konuşmak zorundayım, hayat Sex and the City'deki Carrie’nin yaptığı gibi “Laptopumu kucağıma alıyım yazı yazayım” şeklinde gitmiyor. Bunlar hobi olarak kalır.

Üç tane de kitabınız var, biraz onlardan bahsedelim mi?

Evet pek üstlerinde duramadım onların, 2009 "Türkçe Aşk Başkadır", 2010 "Hayat Sen Değilsin" ve 2011 " Hayat Senden Çok Çektim". Sonuncusu biraz daha seyahat odaklı. Şimdi İngiltere'de 2-3 ay kalacağım, acaba orada bir kitap daha çıkar mı diye düşünüyorum. Editör arkadaşımla mailleştik. İşin rengi biraz değişti, şimdi ben eskisinden daha popülerim, dolayısıyla acaba çok gezentili bir şey mi yapsak, diye konuşacağız. Belki önümüzdeki sene bir kitap daha gelir.

Kitaplarınızda da güzel tespitler var, programlarda da. Mesela Kırklareli programında arabada giderken ilişkiler hakkında yaptığınız yorum çok içten ve mantıklıydı.

Evet, eşimin haberi yoktu o kısımdan, izleyince "Kocam bana televizyondan mesaj veriyor" dedi. Ben de “Ne alakası var” dedim. Ben o durumda kendimi buldum, o durumun bana çağrıştırdığı bir şeyi yazarlık yeteneğim ile insanlara aktardım. Oto sansüre girersek biteriz biz yazarlar. Ama bir yazar da kendi hayatından besleniyor sonuçta. Çok zorlu bir çizgideyiz, güzel bir örnek verdiniz, teşekkür ediyorum, çünkü daha dün yaşadık bunu.

Benim aklımda yer etmiş bir New York programınız vardı. Şehirden ayrılırken "Şu an gözlerim doldu, ağlamak istiyorum" demiştiniz. Sizle aynı hisleri paylaşıyordum ekran başında.

Ne güzel, sizin gibi detaylı izleyen seyircilerin olması. Biz çok kapalı yaşayan bir toplumuz. Ben seninle karşılaşmasam, sen evde o programı izlerken neler hissettin bilemem. Biraz da popüler olduktan sonra kafam artık hep seyahat planı ve kurgular ile dolu. "Burak Abi zahmet ettin buralara kadar" diye düşünüyorsan, öyle düşünme. Siz bize çok katkı sağlıyorsunuz. Yaptığımız işin nerelere gittiğini gösteriyorsunuz. Biz de beynimizi buna göre yönlendiriyoruz. İnsanın çanağında ne varsa kaşığına o gelir. Çok severim bu lafı. Şimdi sen benim çanağıma bir şey daha koydun mesela, benim bundan sonraki mizahımda kaşığıma bu gelecek.

Ne mutlu bana o zaman. Yine yeri gelmişken sorayım, Burak Akkul, Türkiye dışında bir ülkede doğmuş olsaydı orası neresi olurdu?

Gönülden yaşamak istediğim yer New York. Ama uzaklık, saat farkı, düşündüren şeyler. Piyasadan çok kopmamız lazım, 3 ay vitrinde görünmesek kimse hatırlamaz yüzümüzü bu piyasada. Örneğin Beyaz (Öztürk) bir sene program yapmasa, nereden alacak reklam tekliflerini. Biz her an vitrinde olmalıyız.

Haklısınız. Beyaz'ın metin yazarlığını da yapmıştınız değil mi?

Evet, yedi sene yaptım. Daha doğrusu ekipçe yaptık, Erdil ve Varol Yaşaroğlu ile.

Gelelim Çok Gezenti'nin İstanbul için önerilerine.

Çok Gezenti Bizim Ora'yı yapmaya karar vermeden önceki projem bir bölüm ayırıp Çok Gezenti İstanbul'u yapmaktı. Bizim Ora'ya karar verince bir bölüm olmasın, iki bölüm, Avrupa ve Asya yapayım dedim. Çünkü Roma, Paris, Londra gibi turizm ağırlığı baskın olan bir şehir İstanbul. Ama benim İstanbul'um olacak bu. Benim gidip Topkapı Sarayı'nı anlatmam haddime değil. Zaten ben bunu Avrupa'dan Mısır'dan gelecek turiste değil, Eskişehir'den İstanbul'a gelecek birine anlatacağım. Ortaköy-Bebek hattını iyice tanıtacağım Sarıyer'e kadar. Maçka’da Vişnezade'ye doğru çıkarken çok güzel cafeler açıldı, oralar çok sıcak. Taksim çocuğu olmadım. Beyoğlu kültürüm çok yok. Biz üniversitedeyken güvenli değildi, itici bulduk, gitmedik. Şimdi de geri kaldım. Ama Moda çocuğuyum, Kadıköy Anadolu Lisesi mezunu olarak Moda'yı çok iyi bilirim. Fenerbahçe-Kalamış hattı huzur verir bana. Eğer başka bir ülkedeymiş gibi hissetmek istiyorsam, Hollanda'daymışım gibi Bağdat Caddesi'nde bir akşam geçirebilirim.

Burak Akkul en son ne okudu, ne izledi?

Çok az okuyorum. Sinemada Ateş Kuşu serilerine gittik, Açlık Oyunları'nın son filmine gittim. Son iki filmi sevmedim ama ilk ikisini çok sıcak bulmuştum. Eskiden seyahatlerde çok okurdum ama artık gidilecek ülkelerin haritalarını veya internetten onlar hakkında bulduğum yazıları okuyorum genellikle. Televizyonda üretmek için çalışan adamın tüketmeye biraz ara vermesi gerekiyor.

Bu keyifli röportaj için çok teşekkür ediyorum.

Asıl ben teşekkür ediyorum.

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.