Esat Cavit Başak, Fanzinler ve Karşı Kültür

Esat Cavit Başak

Saptırma

Detournement yada kısaca saptırma, Sitüasyonist Enternasyonal’in oyunlarından biriydi. Peki gösterinin bu derece güçlendiği bir çağda saptırma neyi ifade ediyor? Halen işe yarar bir taktik midir? İmgelere duyarlı mıyız? Çok uzağa gitmeye gerek yok, 2013 yılında düzenlenen “Müdahale Var mı?” sergisinde yaşananlar, imgelemin halen hayatta olduğunu ispatladı. Peki ya Dadaizm geçmişte kaldı diyenlere ne demeli? Dilimize üç beş senedir aktarılan manifestolar sayesinde endişeli gençlerin ilgisini çeken bu harekete duyarsız mı kalacağız? Mevlana’ya kulak verelim “Kağıttan kanatlarla uçulmaz.” Herşeyi, edindiğimiz tüm bilgileri, içgüdülerimizin enerjisiyle yaşama dönüştürmeliyiz.

Konuyu daha fazla dağıtmadan Detournement’i anlamaya çalışalım:

En genel anlamıyla, aşırma (saptırma) şeylerin yeniden oyuna sokulmasını her yanıyla kucaklar. Bu, oyunun, parçaların hiyerarşisi içinde donup kalmış varlıkları ve şeyleri kavradığı ve yeniden birleştirdiği eylemdir.

Lautreamont’un aşırmayı sistemli olarak kullanmasına bayılan Debord’un, tekniğin gerçekten sınırsız olanaklarına ilk kez dikkatleri çektiği tarih 1955’ti. 1960’ta Jorn şunları yazacaktı: “Aşırma, devalüasyon kapasitesi tarafından mümkün kılınan bir oyundur. Eski kültürün her öğesi ya yeniden oluşturulmalı ya da bir yana atılmalıdır.” Debord bu anlayışı daha da geliştirmiştir. “Aşırmanın iki temel ilkesi, başlangıçta bağımsız olan (ilk anlamını bile tamamen yitirebilecek) her öğenin önemini yitirmesi ve her öğeye yeni bir anlam yükleyen yeni bir göstergenin örgütlenmesidir.” Yakın tarih insanın daha duyarlı olmasını sağlar. Bundan böyle, şunlar açıktır:

- Giderek daha çok şey çürür ve dağılırken, aşırma kendiliğinden ortaya çıkar. Tüketim toplumu yeni anlamlı bütünler yaratmak isteyenlere avantaj sağlar. (örnek: gençlerin sosyal medya üzerinden saptırdığı grafikler)

Esat Cavit Başak

- Kültür artık özellikle ayrıcalıklı bir sahne değildir. Aşırma sanatı, gündelik hayatın örgütlenmesine karşı tüm direniş biçimlerinin ayrılmaz bir parçası olabilir.

- Dünyamızı kısmi hakikatler yönettiğinden, aşırma bütünlüğün hizmetindeki biricik tekniktir. Devrimci bir edim olarak, aşırma isyan pratiği için en tutarlı, en kitlesel ve en uygun şeydir. Bir tür doğal evrim -oyun arzusu- yoluyla, insanların görülmedik ölçüde aşırı ve radikal bir tavır almalarına yol açar.

Ülkemizde bu alanda çalışma yapanlara göz attığımızda, ilkin Serhat Köksal’la karşılaşıyoruz. Köksal, 2007 yılında verdiği röportajda çalışmalarını şöyle açıklıyor:

“İstanbul’da zaman zaman gördüğümüz mesela Ayasofya’daki kilise-cami karışımında rastladığımız veya 70’lerin yerli seks filmlerindeki afiş ve fotoların edep yerlerine yapıştırılan montaj stilindeki “cut-up””dan aldığım yöntem ile bu film materyaller ve TV’de gördüğüm ve Türkiye’de yeni yeni yeşermekte olan hegemonik medya görüntülerini ve ayrıca bunlarla birlikte o yıllarda yaptığım müzikleri karıştırmaya başladım. Filmleri de video kayıt edici ile basit şekillerde kestim düzenledim. O yıllarda kolaj, kitch, cut-up gibi terimleri bilmediğimi söylemeliyim. Ama tabii ki yamalı bohçanın anlamını herkes gibi ben de bilirdim.”

Rafet Arslan’ın ise devrimci bir silah olarak gördüğü kolaja ilişkin düşüncelerini aşağıya alıyorum:

“Situasyonist eylemlerin Avrupa kıtasında etkili olduğu dönemde, Amerika’da Beat kuşağının sembol ismi W.S. Burroughs dili bir çeşit virüs ilan ederek, cut-up tekniğiyle gazete haberlerinden, bilimsel makalelere bir çok unsuru yapıtının bir parçası haline getiriyordu. Dilin hakimiyetine karşı radikal kavramlar üreterek yola çıkan kavramsal sanat belli bir etkinlik kazandı.

Esat Cavit Başak

Fakat 68 yenilgisi sonrası avant garde’ın ölümü, pop sanatın yükselişi, büyük söylemlerin ve toplu hareketlerin sonunu ilan eden ideolojik iklimde kavramsal eğilimler, kültür endüstrisince güncel sanat adı altında toplanmaya çalışıldı. Tıpkı politikada minör arayışlar, hakim ideoloji tarafından muhalefetin atomize edilmesine yol açmışsa; sanat alanında da kolektif üretimler ve kolaj arka plana bırakıldı, sanatın bir piyasaya dönüştüğü iklimde star sanatçı modası hakim oldu.”

Tüm bu yozlaşmaya göğüs geren Arslan çok geçmeden “Çağdaş Sanat Manifestoları” kitabında konuyu derinlemesine ele alacaktır.

Manifestonun yayınlanması Şenol Erdoğan gibi devrimci şairleri harekete geçirir:

“Şiirin diliyle eylemi arasında bağ kurulmadığı sürece kâğıt mendildeki spermler kadar ölüdür ve öte gidemeyecektir şiir, ki artık “bunlar”ın karşısına konulması gereken bir taş üzerine yazmaktayım ben. Şiir kamuya ait olanda olmalı ona uygulanmalıdır, bireyler şiire ve metne kendilerini eklemlemeli ve yeni şiir an be an değişerek ve gelişerek ortaya çıkmalıdır. Bu aynı zamanda şiirinde örgütlenmesidir. Örgütlenmeliyizdir.”

Anarşist grup Uyumsuzlar Fraksiyonu’nun saptırma kavramına ilişkin düşünceleri ise şöyle:

“Sitüasyonist Enternasyonal’in mirası fevkalade değerli; onların oyuncul ve yıkıcı geleneğinden feyz almak hayati önem taşıyor. Ama detournement’in fetişleştirilerek propaganda ve pop-art’a dönüştürülmesine de rıza göstermemek lazım. Velhasıl, gösteri toplumunun tuzaklarına karşı uyanık olunmalı. Sitüasyonistlerin bile gösteriye içkin kılındığı, sistem tarafından eğlence endüstrisinin parçası haline getirildiği, birtakım aklıevvellerce de sadece sanat başlığı altında gündeme taşındığı hatırlanırsa meselenin ciddiyeti daha iyi anlaşılır.”

Gerçeklikten şüphe duyanlar, sapkınlar, Fanzinleri tehlikeli kılın, yeni bir dünya kuracağızEsat Cavit Başak

Dürüst konuşmak gerekirse facebook, twitter gibi envayi çeşit web hizmetlerinin olduğu böyle bir dönemde, el çabukluğuyla yazıp çizdiğimiz şeylerin yayınlanmasının çok da elzem birşey olduğunu düşünmüyorum. Karşı kültürün silahlarından biri olan fanzinlerin yeniden endüstriyel yapıyı tehdit edecek bir enformasyon ağına dönüşmesinden yanayım. Ki sanat ve edebiyatı dışladığım düşünülmesin. Burdaki yanılgı, sanatı ve yaratıcılığı çoğu zaman ve sadece biçim üzerine kurulu bir örgü olarak algılamaktan kaynaklanıyor.

Toplumun değer yargılarına çomak sokan Punk ne kadar etkili olursa olsun, ben gene de oyumu dogmatik olan herşeyin ciğerini söküp mantığın dışına çıkma cesaretini gösteren Dadaist'lerden yana kullanıyorum. Hatta şapka çıkartıyorum.

Yaratıcılık ve sanat tekamülümüze hizmet eden biricik edimken, bunu bir çeşit kültür endüstrisine, can sıkıcı bir pazara çevirmişiz. Bunun böyle olmasını anlayabiliyorum ama gene de sanatın bu düzeyde fetişleştirilmesini enayice buluyorum. Eğer ki, sanatçılar yeteneklerini galerilerde görücüye çıkarma endişesinde değil de çevresini güzelleştirme gayesinde olsalardı (eserleri yakınlarına hediye etme veya yaşadığı çevreyi düzenleme) o zaman sanatın daha canlı bir anlamı olurdu. Ki Rafet Arslan gibi öncü düşünürlerin Sokak Sanatı, Sokağın Sanatı demelerindeki anlam buydu. Yoksa saçma sapan graffitilerle reklam kampanyalarına koşturmak değil.

Gelelim sistem için tehlike arz edecek bilgiyi nasıl oluşturabileceğimiz konusuna: Bu konuda zekamıza, deneyimlerimize ve hayal gücümüze güvenmekten başka şansımız yok.

Esat Cavit Başak

Fakat şundan eminim ki, ilk yapmamız gereken iş, beynimizdeki hamam böceklerinden kurtulmak. Nedir bunlar? Şartlandığımız her şey: bir ırka ve ümmete mensup olduğumuz yanılgısı, aldığımız eğitim dolayısıyla kendimize yapıştırdığımız stickerlar, toplumun bizden talep ettiği davranış modelleri, kendin olma cesaretini kırmaya meyilli hemen herşey. Bunlara karşı zafer kazanmadıkça, eylemlerimizin hepsi kısa ömürlü olmaya mecburdur. Yukarıda da bahsetmeye çalıştığım üzre, sanat kişinin kendini tamamlama yolunda, tekamülüne hizmet ettiği ölçüde esastır. Aksi takdirde Şenol Erdoğan'ın "Erekte Şiir Manifestosuna Ön Giriş 2'ye 1. Lettrist Sitüasyonist Yaklaşım" da bahsettiği gibi kağıt mendildeki ölü spermlerden öteye gidemez, en fazla kültür sahnesindeki bir nesne haline gelip, meta fetişizmine dönüşür ki bizim istediğimiz bu değil.

Ayağımıza yük olmaktan başka hiçbir işe yaramayan tüm tarihsel ve estetik bilinçten hızla uzaklaşarak, arzunun özgür kaldığı tinsel esrime alanları, otonom bölgeler, yeni iletişim sistemleri oluşturmalıyız. Şu unutulmamalı ki insanın yaban çehresini görmezden gelen her türlü yapı düşmanımızdır. En başta kurduğumuz şehirler ve burjuva ahlakı.

Murat Beşer'in kaleminden Türkiye fanzin tarihinin başlangıcı olarak bilinen "Mondo Trasho”nun yaratıcısı Esat Cavit Başak

"Böylece ilk fanzin dergimiz Mondo Trasho, başlangıçta Esat'ın dışında Nurdan ve yakın arkadaşı Naki Tez'in fikren aktif katılımlarıyla çıktı."

Önceleri eğlence amaçlı şeyler yapıyor, ancak yaptıkları şeyin geleceğin sanatı olup olmadığı konusunda hiçbir şey bilmiyorlardı. Yani kendinden sonraki tüm fanzinlerin mihmandarı olacağına ya da on yıllar sonra bile aşılmamış bir örneğin yaratıcısı olacağına dair hiçbir fikirleri yoktu.

İnternet gibi iletişim araçlarının olmadığı zamanların eseriydi Mondo Trasho. Albüm kapakları, bir korku filmi karesi, bir Ünsal Oskay kitabı, bir şairin satırı ya da üçüncü sayfa haber kupürü ilham veriyordu onlara.

Çok felsefi olmaya, derin cümleler kurmaya çalışmadan; alabildiğine basit ve doğrudan ifade ediyorlardı her ’ şeyi. Şayet özlü bir laf edilecekse bunu uzmanına bırakıyorlardı. O zamanlar bu tutum daha değerliydi.

Mondo Trasho onlar için öncelikle tasarımdı ve müziğin bu tasarımda çok önemli bir payı vardı. Bir de çevrelerini bir arada tutmaya yarıyordu. Narmanlı Han ya da Boğaziçi Üniversitesi'nde çok sayıda insanla tanışmış, kaynaşmışlardı. Bu çevrede düşünen, seven, tutkuyla bağlanmış insanları üreten insanlara çeviriyorlardı:

Bir sayfa yapsana!Esat Cavit Başak

Aralarında bir bağ olmasa da kültürel bir yan yana getiriciydi O. Burası onun kurduğu bir fanlar kulübüydü; herkes için serbestlik alanı vardı, işte o yüzden “bir sayfa yapsana” diyor, ancak bu sayfada ne olması gerektiğini sipariş etmiyordu.

'Endüstriyel devrimin artıkları adına ne varsa toplayan ve onları sanata çeviren bir işti Mondo Trasho. Yerel konular da evrensel dokunuşlarla işleniyor; popüler olmak için değil, eğlenmek ve dar bir çevrede birbirlerine kendilerini ifade etmek için yapılıyordu.

İnternetin ve bilgisayar teknolojisinin olmadığı zamanlarda yapılan işlerin, tüm insanlar arası ilişkilere has samimiyet ve güzelliği yaşamışlardı bu dergi sayesinde.

Her sayıyı yaklaşık 100 tane üretip, ihtiyaç halinde 50-50 çoğaltıyorlardı. Narmanlı Han'da Deniz Kitabevi adeta dağıtım noktası gibi çalışıyordu. Üzerinde sembolik bir rakam yazsa da, daha ziyade eşe dosta bilabedel veriliyordu. Otel günleri sona erince, Arthur Anderson adlı bir ajansa dadanmışlardı, herkesin evine gitmesini bekledikten sonra fotokopi makinesinin başında sabahlayarak dergiyi yapıyorlardı.

Yazılar daktiloda yazılıyor, sonra bir kısmı öylece bırakılarak dergiye alınıyor ya da değiştirilecekse fontlar seçiliyor, Esat bazılarını dizgiye çektiriyordu. Tüm iş fotokopi makinesi başında oyun oynarken şekilleniyordu. Bazen fotokopiyi yeniden fotokopiliyor, ortaya giderek irileşerek çıkan grenleri resimsel bir öğe olarak kullanıyorlardı.

Sadece kağıtları değil, nesneleri de bu makinenin üzerine koyup çekiyorlar ve ardından mizanpaj | masasına alıyorlardı.

Her bir sayfa pop-art eseri gibiydi. Bu tasarımın estetik açısından müzikteki karşılığı New Order ve Pet Shop Boys idi. Sniff n Glue'den Dada’ya, Munari’den pop-art’a sayısız etkiyi barındırsa da kesinlikle; punk değildi, post-punk ve new-wave’e daha yakındı, ama ellili yılların etkileri de göze çarpıyordu.

Eğitimini aldığı endüstri tasarımını iyi süzmüş, eleştiri süzgecinden geçirmiş bir modemistti Esat. Amerikan yeraltı kültürünü güzel hatmetmiş, bir ucunda David Lynch, diğer ucunda Kenneth Anger olan kültürel perspektifli bir kapitalizm eleştirisi türetmişti. Ama nihayetinde bu Esat'ın kendine ait ve kendini maniple eden şeylerden kaçtığı bir evrendi bu ve içinde sevdikleri vardı.

Mondo Trasho - Mondo Akinetono, Mondo Porno gibi isimler dâhil- toplam 24 sayı olarak varlığını tamamladı. Herkes başka bir hayata atılırken, yeni bir dünyaya geçilirken Mondo Trasho bitmiş, ancak sanıldığının aksine hüzünlü değil, aksine mutlu bir son yaşanmıştı. Halen aşılmış olması bir kenara, kendinden sonra kaç fanzine ilham kaynağı olduğunu da hesaplamanın hayli güç olduğu bu fanzine dâhil olan herkes, geriye dönüp baktığında kıvançla gülümsüyordu."

Esat Cavit Başak'la Söyleşi

“Devletin ve yönetimin gerekliliği miti tıpkı toplum birliği için Tanrı mitinin gerekliliği gibi eski bir masal. Milliyetçilik ve devletçilik dinlerinden vazgeçilmelidir.”

Esat Cavit Başak

Her ne kadar Punk anonim bir kültür olsa da Mondo Trasho sayesinde seni Türkiye’nin ilk fanzincilerinden biri olarak biliyoruz. Ana akım medyanın dışında, içerik açısından dönemin dergilerine kıyasla oldukça yaratıcı ve bağımsız bir yayın yapıyordun. Sosyal medya gibi faktörlerin olmadığı bu dönemi nasıl hatırlıyorsun, gençler açısından daha mı üretkendi?

‘Elinden geleni ardına koymamak’ Punk’ın saç ayaklarından biriyse eğer, evet, mondotrasho punk’dı elbette. ama, mondo’ları ‘anonim bir kültür’ olarak da olsa salt punk olarak değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. olsa olsa sıkı bir kolajdır mondotrasho ve punk’ın kes-yapıştır mottosu dışında ödünç aldığı, denediği, yeniden yorumladığı (veya tasarladığı) birden çok deneyimle sıkı fıkıdır. Ana fikrinin ve görsel tasarımının çoğu bana ait olmasına rağmen daha ikinci sayıdan itibaren katılan arkadaşlarımın sayesinde de bahsettiğin yaratıcılığını ve bağımsızlığını elinden geldiğince ve yeterince korumuştur. (insan’sız hiç bir şey olmuyor). Sosyal medyalara yapıştırılan ‘bilgi çöplüğü’ iddaasını, gerek çöplükleri seven gerekse bu yeni iletişim yönteminin emekleme çağını yaşayan birisi olarak pek doğru bulmuyorum, peşinde olduğunu bulabilmek için gösterdiğimiz entellektüel çaba hala aynı olduğu gibi aradıklarını değil de bulduklarını sevenler için de içinde bulunduğumuz ortam gayet yeterli. Ve hayır, zihinsel tembelliğin bahanesi her çağda aynı olduğu için, ‘gençleri’ daha az üretken falan olarak görmüyorum. ‘mazeret terazisinin tartamayacağı günah yoktur’ diye aynalı bir laf var, kimse altına yatmaya çalışmasın; komik gözüküyor.

Senin için Punk neydi?

Yukarıda bahsettiğim sosyal medya durumları sırasında kullanma olanağı bulduğum ve çok sevdiğim bir yöntem var; bir jpeg yollamak. (ki bana kalsa olası bütün sorulara ya da sorunlara bir görsel cevabı olmalı insanın ya neyse-cebinde kendine bir sözlük yapıp, taşıycaksın)

Hiç kaçamak etmeyeyim, işte budur punk benim için;

2013 yılındaki, olaylı geçen “Müdahele Var mı?” sergisi hakkında birşeyler söylemek ister misin? Yoksa, o olay kapandı mı ?

Kapanmaz! Burada kapanan kapı bir başka yerin açılan kapısı, kimse alınmasın fizik böyle çalışıyor. Olan oldu. Güzel bir sergiye berbat ve alabildiğince korkak bir tavırla müdahale edildi, ‘şikayet konusu’ iş sergiden geçici bir süre kaldırıldı, sergiye katılan arkadaşlar cevaplarını gayet güzel bir şekilde verdiler, yapayanlış hesapların nasıl ceplerde patladığına güzel bir örnek olarak yasaklamaya çalıştıkları görsel, istemedikleri kadar çok yayınlandı, mahkemede, söz konusu işin fotoğrafını bile görmemiş savcı-hakim ikilisinden beraat aldım vesaire. Söyleyecek pek birşey yok ama bu sorumsuz, hastalıklı, bencil ve alabildiğine kötü iktidar-erk olgusuna söyleyecek lafımız bitmedi ve bitmesin isterim.( Bu arada, yaptığım iş şikayet edilince, hakkımda cezai işlem uygulamak için GBT’me bakan polis arkadaşların ulusal güvenlik veri tabanında, sergide kullandığım ismimi, nova kozmikova’yı aramaları ve ‘yandaş’ gazeteci arkadaşların benden ‘Rus asıllı Türk sanatçı’ olarak bahsetmeleri çok hoşuma gitti, isteyerek bu kadar güzel bir performansta bulunamayacağım gibi beni daha fazla sevindiremezlerdi.)

Pop art estetiği ve mizahın gücünü kullanarak yarattığın eserlerle perspektifi tersinine çeviriyor, karşı olduğun değerleri ayağından gıdıklayarak yere seriyorsun. Estet bir sanatçı değilsin. Sanata bakış açını öğrenebilir miyiz?Esat Cavit Başak

Hem birşeyler yapıp hem de onlar hakkında konuşmak hoşuma gitmiyor ve beceremiyorum da açıkçası. çevresindeki bütün yüzleri görüyor da kendi yüzünü ancak aynada görüyor ya insan, öznel olamıyor dolayısıyla. biraz öyle galiba.  İroni ve mizah, yaptıklarıma hiç farkına varmadan sızmış iki nitelik. Hayatımın ve okuduklarımın yansısı demek bunlar. Belli bir disipline bağlı olarak iş yapan birisi olarak görmüyorum kendimi. ‘alıntı’ lardan (ki Wittgenstein haklı, Dünyanın kendisi bir alıntı) hoşlanan ve kolaj yapan bir zanaatkarım, hepsi bu. ( Dışardan birisi daha sağlıklı bakabiliyor bazen, o yüzden de neden ve nasıl iş ürettiğim hakkındaki şu yazıyı çok sevdim;

“Nova Kozmikova’nın işleri Türkiye sanat tarihi açısından ancak aradan yüzyıl geçtikten sonra bulunacak Akhnaten’in tasvirleridir.”

Akhnaten ile Nova Kozmikova başlıklı makalenin tamamı için tıklayınız.

Peki ya, sanat alanında varolmana yönelik olumsuz eleştiriler geliyor mu?

Hiç ilgilendiğim bir konu değil ama evet, geliyor arada. Din ya da milliyetçilik ile ilgili işlere pek ‘sıcak’ bakıyor insanlar. Biliyorsun, hemen tüm coğrafyada bu iki konu net olarak tabu (aslında buna cinselliği de ekleyeyim). Açıkçası pek dengeli bir muhalefetle de karşı karşıya kalmıyorum hiç. Ya ağızlarını ve tavırlarını tamamen kaybetmiş bir şekilde karşılık veriyorlar ya da çok gereksiz bulduğum sahte bir nezaketle. Arası bir eleştiri ile hemen hemen hiç karşılaşmadım. Söylediğim gibi, ilgilendiğim bir konu değil zaten.

Sarkazm ve ironiden el alarak geliştirdiğin bu söylemi ne ölçüde politik buluyorsun ?

İçgüdüsel bir tepki benimkisi, biraz önce, merak ettim ‘politik’ kelimesinin tam olarak ne anlamına geldiğine bakmak istedim; iki net tanım çıktı karşıma; birisi bir Coldplay şarkısı (bir Coldplay dinleyicisi değilim) ikincisi ise şu;

‘’Antik Yunan dili açısından bakıldığında kente dair olan anlamına gelir.’’. Buna katılıyorum, bu anlamda politikim elbette ama tartışılır bu da. Kentte kalmasın, kalmamalı hiçbir şey.

Esat Cavit Başak

İlerki çalışmalarında nasıl bir teknik kullanmayı düşünüyorsun?  Şu anki eleştiriyi farklı düzeylere taşısan nasıl olurdu? Video art veya performans gibi.

Bilmiyorum hiç nasıl bir teknik kullanırım, hiç düşünmedim. bulurum ya da çıkar karşıma elbette. Belli bir disiplinde çalışmadığımı, çalışamadığımı söylemiştim. Ama sana, ‘eleştirinin farklı düzeyleri’ nde çalışmak üzerine çok sıkı bir örnek verebilirim, ne mutlu ki kardeşimin ‘hiç acıması yoktur’.

www.soundcloud.com/gozel

www.gozel.tumblr.com/mecma

Bu aralar üzerinde çalıştığın birşeyler var mı?

Şu ‘sözlük’ işini bitirmek, mümkün olursa basabilmak bir de iki-üç senedir hiç dokunmadığım plastik eritme işlerime geri dönüp tamamlamak istiyorum, onlarda aklım kaldı çünkü, bitmediler bir türlü.

Günümüz Türkiye’sinde seni daha çok neler rahatsız ediyor?

Devlet’e dair, erk’e dair hemen herşey. insanlar bir başlarına da yaşayabilirler, biri devlet diye bir taş atmış kuyuya sanki ve kuyu derin değil de biz pek tembeliz sanki. Devletin ve yönetimin gerekliliği miti tıpkı toplum birliği için Tanrı mitinin gerekliliği gibi eski bir masal. Milliyetçilik ve devletçilik dinlerinden vazgeçilmelidir.

  

Yazar Hakkında

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.