Takvimlerden Tanırız Seni: Kaan Bağcı Röportajı

Yazar: Elvin Evren

Son yıllarda farklı mecralarda adına sıkça rastladığımız illüstratör Kaan Bağcı, çizgileriyle yarattığı karakterler üzerinden insana, doğaya ve zamana dair kısa hikayeler anlatıyor. Onun çizimlerini kitap kapakları, t-shirt tasarımları veya kendi tasarlayıp ücretsiz dağıttığı takvimlerden bilenler, hatta takip edenler vardır. Daha tanışmamış olanlar içinse, işlerinin üretim sürecini, yarattığı karakterleri, son dönemdeki projelerini ve İzmir, İstanbul sergilerini anlatmasını istedik.

Henüz tanışmamış olanlar için kimdir Kaan Bağcı?

86 Manisa doğumluyum, yaklaşık 20 yıldır İzmir’de yaşıyorum. 1 yıl kadar bir İstanbul maceram oldu, ama pek hoşlandığım bir süreç değildi, sonra köyüme geri döndüm. Biraz maymun iştahlıyım, birçok şeyle aynı anda ilgilenmeye çalışıyorum. Ama şu sıralar tek aktivitem motoruma binip, insanın olmadığı sessiz sakin yerlerde kamp kurmak. Bunun dışında uzun bir süre özel bir tiyatro grubunda müzisyenlik yapıyordum, artık pek vaktim kalmıyor böyle şeylere.

İşlerinin üretim sürecinde genellikle dijital ortamda çalışıyorsun, ama kağıt ve ahşap gibi yüzeylere de uygulamaların var. Nasıl karar veriyorsun malzemeye?

Aslında bu iki tekniği farklı yerlerde kullanıyorum. Dijital ortamda çalıştığım işler geleneksel yöntemlere göre daha hızlı ürettiğim işler oluyor. Bu işleri dergiler, reklam ajansları, yayınevleri, v.s. gibi yerler için yapıyorum. Geleneksel yöntemleri kullandığım işleri, bazen aylarımı verdiğim, daha detaylı ve sadece kendim ve devam ettirmeye gayret ettiğim projelerim için üretiyorum. Malzemeye karar verme kısmında yansıtmak istediğim duyguyu çizgiyle verirken yardımcı olabilecek malzemeleri araştırıp karar veriyorum. Örnek olarak, deformasyon fikri üzerine çizdiğim işlerde deforme olmuş, kırılmış ve hırpalanmış ahşap paneller kullanmıştım.

Son dönemde Mixer’de gerçekleşen “Kağıt Üzerine” isimli karma sergide senin de çalışmaların yer alıyordu. Bir illüstratör olarak senin için kağıdın önemi nedir?

Bunu açıklaması biraz zor benim için, aslında hiçbir önemi yok da diyebilirim, çok önemli de diyebilirim. Çünkü ortaya çıkacak işte malzemenin ve fikrin harmanlanma şekli öne çıkıyor bu durumda. Kağıdı sadece bir yüzey olarak görürsek, yıpranmış ahşap panelleri kullanma kısmında büyük rol oynuyordu yüzeyler. Onun izin verdiği kadar çizebiliyorsun ve onun da bir söz hakkı oluyor kompozisyonun üzerinde. Ortak bir yaratım oluyor. Bu taraftan bakarsak gerçekten çok önemli bir rolü var. Ama dediğim gibi neresinden baktığımıza bağlı olarak çok önemli ya da çok önemsiz olabiliyor. Sanırım kullansam da kullanmasam da benim için olmazsa olmaz bir malzeme.

Çalışmalarında çoğunlukla kullandığın şehir ve doğa imgelerini karakterler ellerinde veya sırtında taşıyor. Nedir hikayesi bu karakterlerin?

Bir fikir üzerine kompozisyon kurgularken hepimiz mutlaka bir takım filtrelerden geçiririz. Benim de bu şehir ve doğa ikilisini kullanma durumum sanırım böyle bir şey. İstem dışı, bir yerlerden yakalayıp dahil ediyorum. Bu kontrolüm dışında gelişiyor, ben de engel olmuyorum. Taşıma kısmı da, doğa ve şehir kısmı da, aynı yerden kaynaklanıyor. Bu öğeler benim düşünme biçimimde yer etmiş şeyler ve bunların genelde birbirlerini andırmaları ya da benzerlik göstermeleri de sanırım bundan kaynaklanıyor.

Çalışmalarında dikkatimi çeken bir imge de salyangoz... Nedir anlamı senin için?

Doğanın ve içinde yaşayan varlıkların hayranıyım ve zaman zaman bazı varlıklar üzerinde belirli sebeplerden ötürü takılıp kalıyorum. Bu varlıkları yorumlayabildiğim kadar yorumlayıp, aslında bir nevi tanımış gibi hissediyorum kendimi. Aynı zamanda benim yaratım sürecimde de bana yardımcı olmuş sayılıyorlar. Birlikte iş üretiyoruz gibi hissediyorum. Onlara olan hayranlığımı ve merakımı bu şekilde dindiriyorum. Bu sıralar da salyangozlara takıldım, daha öncesinde balıklar için aynı şey olmuştu mesela...

Bazen çizimlerinin yanına küçük notlar düşüyorsun; bir şarkı sözü, bir filmden veya kitaptan alıntı... Çizimlerin, günlük hayatında seni etkileyenlerle paralel mi?

Evet aslında beni etkileyen birçok şeyin arasından aklıma gelenler oluyor ve zihnimde bir sahne canlanıyorsa, hem onu çizip hem de esinlendiğim yeri belirtmek amacıyla yanlarına küçük notlar alıyorum. Genellikle arabesk kokan şeyler oluyor ama beni yakından tanıyan arkadaşlarım az çok bilirler arabeskin güzeline olan ilgimi :)

Senin çizimlerinden oluşan ve ücretsiz dağıtılan bir takvim projesi var. Takipçilerin heyecanla bekliyordur her yıl... Nasıl ortaya çıktı bu proje? Kaç yıldır devam ediyor?

Aslında açık konuşmak gerekirse, "Falanca çiziminin çıktısı var mı?” ya da “Şundan göndersene bana lütfen" gibi isteklerden yılmamla birlikte bulduğum bir kaçış yolu bu. Ama gerçekten beni çok mutlu ettiğini de söylemem gerekiyor. Çünkü kendimi ciddi ciddi noel baba gibi hissediyorum. Ücretsiz olarak her yıl başında yüzlerce insana hoşlarına gidecek bir hediye göndermiş oluyorum. Sanırım 3 yıl oldu başlayalı... Tabii ilgilenmesi oldukça zor, çünkü tek tek paketleyip göndermek ve bunların takibini yapmak oldukça yorucu. Bu yıl Elma Yayınevi imdadıma yetişip bana sponsor oldular ve bu konularla ilgilendiler. Böyle bir iş için kendime sponsor bulmak da ayrıca mutlu etti beni. Eminim bu takvimi edinenler de aynı mutluluğu yaşamışlardır. Yaşayamayan takipçilerimi bu yıl ellerini çabuk tutmaları konusunda uyarmam gerekiyor sanırım, sonra kızıyorlar bana :)

Arada kitap kapağı, çocuk kitabı illüstrasyonları gibi projelerin oluyor. Çocuk kitabı resmetmek nasıl bir duygu? Dikkat ettiğin noktalar var mı?

Özellikle kitap kapağı ve çocuk kitabı resimleme işlerinde çok dikkatli davranmaya çalışıyorum. Zira yanlış yönlendirme yapıp çocukların hayallerini boşa çıkarmak ya da hayal edilebilecek yerleri resimleyip sınırlandırmak istemem. Ben 30 yaşındayım ve hala, ara ara baktığım bir çocuk kitabım var. Bana neler öğretti, neler hayal ettirdi, haddi hesabı yok... Benim de resimlediğim kitapların bu şekilde olmasını çok isterim ve bunun için gayret ediyorum. Tabii ki herşeyin cici bici, ışıl ışıl olmamasına da dikkat ediyorum. Bu şirinlik ve aşırı yapaylığın çocukların hayal gücünün sınırlarını daralttığını düşünüyorum. Şaşırtabilmeli, korkutabilmeli, şüpheye düşürebilmeli bence kitaplar, bunları yapmaktan kaçınmamak gerekiyor.

Türkiye’den ve yurt dışından takip ettiğin veya rol model aldığın sanatçılar var mı?

Türkiye'den hemen herkesi takip etmeye çalışıyorum. Ortaya çıkan inanılmaz işler var ve bunları görmek hem beni hırslandırıyor, hem mutlu ediyor. Takip listem o kadar karışık ki, kimi söylesem, nereden başlasam bilemedim ama illüstrasyon ve resimle ilgiliyim diye sadece bu alandaki insanları takip etmiyorum. Benim işlerime müziğiyle, fotoğrafıyla, sözleriyle v.s. ilham olan birçok insan var ve bence bu şekilde beslenmek en doğrusu.

2014 yılında İzmir’de ilk kişisel sergin gerçekleşti, ayrıca İstanbul ve yurtdışında çeşitli karma sergilere katıldın. Nasıl dönüş aldın bu sergilerden?

Genel olarak bizim millette eleştiri yapılacaksa ya muhattabına değil başkasına söylenir, ya da içine atılır. Sanırım bu sebepten ben sadece olumlu tepkiler aldım. Biri de gelip şurasını beğenmedim demedi, ya da yapıcı bir eleştiride bulunmadı, bu çok üzücü.

Buna ek olarak, eğer siz işlerinizdeki fikri açıklamazsanız, genelde karşılaşacağınız şey çoğu insanın, sizin işlerinize sizden çok daha iyi alt metinler yazdığını görmeniz oluyor :) Bazı yorumlara gerçekten şaşırdım, oturdum uzun uzun dinledim. Tabii benim yansıtmak istediğimle biraz alakasız şeylerdi. Bir yandan bu şekilde geri dönüşlerle yapmak ve yansıtmak istediklerimi ne derece yansıtabilmişim bunları tartmış oldum. İşlerimin üzerine yapılan tüm yorumlar bana ilginç geliyor ve dinlemekten çok zevk alıyorum.

Hem İzmir hem İstanbul’da çalışmalarına devam eden bir sanatçı olarak nasıl değerlendirirsin bu iki şehrin sanat piyasasını?

İzmir, sergi alanı ve yeni medya işleriyle aslında yeni yeni tanışan ve bu çevrede yapılan etkinliklerin adresi olma yolunda ilerleyen bir şehir. Bu işler yapıldıkça tecrübe ediyoruz ve öğreniyoruz İzmir halkı olarak. Yani bana kalırsa acemilikten kurtulma evresindeyiz İzmir'de. Etkinliğe aç olma durumundan kaynaklı olarak ilgi yüksek ve birçok yeni ve cesaretli sanatçıları görüyoruz. Bu umut verici bir durum İzmir için... Özellikle yakın çevremdeki bazı insanlar hayatlarını bu etkinliklere adamış ve İzmir'in bu anlamda gelişeceğine inanıp, gelişmesinde de büyük rol oynayan insanlar. Bu tip insanların çoğalmasıyla kalkınacağız İzmir olarak.

İstanbul ise İzmir'e göre deyim yerindeyse "tok satıcı" durumunda. Bunu hem pozitif, hem negatif yönden değerlendirebiliriz. Bazen bazı şeylerin evrilip yer değiştirmesini istediğim durumlar oluyor. Burası bir sahne gibi ve bu sahneye sadece "mükemmeller" çıkacakmış gibi düşünülüyor. Halbuki burada kişiselleşmek ve kişisel tavrın yansımaları çok önemli, bunun için mükemmellik çok önemsiz kalıyor. Ben her zaman değişiklik ve çeşitlilikten yanayım. Görmemiz gerekenler bunlar ve bunları sergilemekten, gün yüzüne çıkartmaktan çekinmemek gerekiyor diye düşünüyorum.

Şu sıralar "Broken" serisine devam ediyorsun sanırım... Sırada nasıl projeler var? Yeni bir kişisel sergi olacak mı?

Aslında "Broken", benim yıllardır uğraştığım bir projemin yeni bir bölümü ve uzun zaman da bunun üzerine yeni işler üreteceğimi düşünüyorum, umarım öyle de olur. Şimdilik yeni bir kişisel sergi fikri yok, ama birçok karma sergi var. Yakında duyurulur diye düşünüyorum.

Yazar Hakkında

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.