Fragmanın Belleği

ali şimşek

Yazar: Ali Şimşek

İnsan bir sözcüğe ne kadar yakından bakarsa
sözcük de geride o kadar uzaklara gider.
Karl Kraus

Eleştirel teoriye ilgi duyan 1970 ve sonrası doğumlu bir kuşak için Walter Benjamin'in büyüleyici bir etkisi olmuştur hep. O zamanların Türkçe literatürü düşünüldüğünde Ünsal Oksay'ın efsane Estetize Edilmiş Yaşam ve Estetik ve Politika kitapları eldeki marksist külliyat dışında bambaşka bir pencere açmıştı bizlere.Özellikle kuramı sanat ve debiyatla ilişkilendirmek için sarsıcı ilişkiler sağlıyordu bizlere. 1990'ların başı düşünüldüğünde gündelik hayat ve popüler kültür ile kuram arasındaki ilişkiler daha yeni yeni kuruluyor ve kültürel çalışmalar ekolüne doğru bir rüzgar esiyordu riskleri ve kazanımlarıyla. Benjamin Frankfurt Okulu olarak bildiğimiz kalkışmanın hem içinde hem dışında olmasıyla şaşırtıyordu bizleri. Melankolisi, aşkları, yalnızlığı ve de Portbou 'daki onurlu intiharı ismini bir hale ile çevreliyordu.

Açıkçası o genç yaşlarda ben modernizmin ne olduğunu Benjamin üzerinden algıladım. Ve bu kavramın vazgeçilmez önemini elbette... Benjamin'in satırlarında lanetli şair Baudlaire ile aylaklığı, pasajları, Haussman'ın geniş bulvarlarını, fotoğrafların ve diyalektik imgelerin uçucu aurasını ve gelip geçiciliğin yıkıcı estetiğini duyumsadık. Açıkçası küçük şeylerin ne de büyük olduğunu anladık. Fragman, parçalılık ya da sadece alıntılardan oluşmuş o büyük yapıt.

Elimde Cem İleri'nin “Okurun Belleği” kitabını tutuyorum. Karşımda bir Benjamin ansiklopedisi var sanki. Cem Türkçede çok rastlayamayacağımız bir yaklaşımla  500 küsur sayfalık devasa bir yapıt koymuş önümüze. Fotoğraflar, belgeler ve fragmanlarla sarılı bir modernizm tarihini izliyoruz. Benjamin Türkçede çok bilinmeyen Sebald ile şimşek hızında ilişkiler kuruyor.

“Okurun Belleği” tutkulu bir okuma ve yorumlama denemesi; Benjamin'e kuşağımızın bir saygı çakması aynı zamanda.

ali şimşek

Şarabi Kuram

Tam bir koleksiyoncu gibi çalışmış yazar. Toplamış, bir araya getirmiş ve de çıkartmış. Her bir imge, sıçrayarak bir belleği ve anımsamayı talep ediyor bizden. Ama her şeyden önce fragmanlara dönük bir ilgi ve tutku var kitabın her yerine sinen. Alegoriler bir de. Tam da Benjamin'in söylediği gibi: “Alegorist, bir unsuru hayat bağlamının bütününden koparır. Onu yalıtır, işlevinden yoksun bırakır. Bu nedenle alegori, özü itibariyle bir fragmandır.” Benjamin 1830 sonrası patlayıveren modernizmin ve hayatın fragmanlaştığını ilk anlamaya çalışan yazarlardandı. Tıpkı 1. Dünya Savaşı'nda kullanılan bombaların şarapnellere ayrılması gibi ya da üstümüze üşüşen görüntülerin patlayıvermesi gibi. Bir gazete gibi fragman ve de kolaj...

Cem İleri, Benjamin'de ve modernizmdeki bu kolaj duygusunu bütün satırlarına sızdırmayı biliyor. Kristal Palas'ın cam ve çelik yapısından, Eiffel'in “nasıl yapıldığını” gösteren makine estetiğine sıçrayan yeni bir dalgayı yediriyor bütün ilişkilerine. Vitrinler, sararmış fotoğraflar, sevimli biblolar ya da gazetelerin tefrikaları gibi bütünü özleyen parça bu.

“Okurun Belleği” Benjamin'in ünlü Tarih Üzerine Tezler'inde vurguladığı “tarihin sürekliliğini infilak  ettirmek” arzusunu bütün satırlarına sindiriyor. Savaş, soykırım ve trajedinin sindiği diyalektik imgeler dolanıyor bir hayalet gibi... Bunu alıntılarda yakalamak ya da Benjamin'in hayran olduğu sürrealistler gibi “gelip geçici, unutulmuş şeylerde” yakalamak.  Cem İleri tam buradan kuruyor Sebald'ın yazınsan akrabalığını. Melankoli o büyük Satürn etkisi. Yazar, Benjamin Sebald arasında salınırken,üzerimize yapışan o melankoliyi bir enerjiye çevirmenin kıvancını da yaşıyor. İki dünya savaşının yaraladığı bir hüzün ve anımsama çağrısı her iki yazarın kıyısında dolaştığı bir uçurum.

Cem tam da bunu yakalamaya çalışıyor. Benjamin'in Tarih Meleği-Angelus Novus hakkında yazdığı gibi: “Klee’nin Angelus Novus adlı bir resmi vardır. Bir melek betimlenmiştir bu resimde; meleğin görünüşü, sanki bakışlarını dikmiş olduğu bir şeyden uzaklaşmak ister gibidir. Gözleri, ağzı ve kanatları açılmıştır. Tarihin meleği de böyle gözükmelidir. Yüzünü geçmişe çevirmiştir. Bizim bir olaylar zinciri gördüğümüz noktada, o tek bir felaket görür, yıkıntıları birbiri üstüne yığıp, onun ayakları dibine fırlatan bir felaket. Melek, büyük bir olasılıkla orada kalmak, ölüleri diriltmek, parçalanmış olanı yeniden bir araya getirmek ister. Ama cennetten esen bir fırtına kanatlarına dolanmıştır ve bu fırtına öylesine güçlüdür ki, melek artık kanatlarını kapayamaz. Fırtına onu sürekli olarak sırtını dönmüş olduğu geleceğe doğru sürükler; önündeki yıkıntı yığını ise göğe doğru yükselmektedir. Bizim ilerleme diye adlandırdığımız, işte  bu fırtınadır.“

ali şimşek

“Okurun Belleği”nin işte bütüne yayılan kaygısı bu.  Trajiğe bulanmış yazar Sebald'ı bir soydaşına bağlayan ipeksi bağ. “Küçük, özel anların analizinde bütünsel olayın kristalini bulmak” ya da ezilenlerin belleğini ve geleneğini okumak. Benjamin'in ünlü 8. tezde söylediği gibi: “Ezilenlerin geleneği, bize içinde yaşadığımız “olağanüstü hal”in gerçekte kural olduğunu öğretir. Yapmamız gereken, bu duruma uygun düşecek bir tarih kavramına ulaşmaktır. O zaman gerçek anlamda olağanüstü hal’in oluşturulması, gözümüzde bir görev niteliğiyle belirecektir; böylece de faşizme karşı yürütülen kavgadaki konumumuz, daha iyi bir konum olacaktır. Faşizmin bir şansı da, faşizme karşı olanların onu ilerleme adına tarihsel bir kural saymalarıdır. — Yaşadıklarımızın yirminci yüzyılda “hâlâ” olabilmesi karşısında duyulan şaşkınlık, felsefe anlamında bir şaşkınlık değildir. Bu şaşkınlık, kendisine kaynaklık eden tarih anlayışının savunulamayacağı bilinmediği sürece, hiçbir bilme sürecinin başlangıcını oluşturamaz.“

Cem İleri bu politik bağı Sebald'ın “Melancelia”sındaki Dürer'in anıt desenleriyle kuruyor. Anıtlar egemenlerin parıltısını yansıtır her zaman. Oysa Dürer'in “Zafer Anıtı” 1524-1525 yılları arasında Almanca konuşulan bölgelerde yaygın olarak görülen ve 300.000 köylü ve çiftçi grubunun katıldığı Köylüler Savaşı'nın anısını ve geleneği yansıtır. Dürer'in tuhaf tasarımlarından biri, “İsyancı Köylülere Karşı Zafer Anıtı” adını verdiği bir anıt çizimidir. Taş blok üzerine yerleştirilmiş inekler, koyunlar, domuzlar, yağ, yumurta ve şifalı bitkilerle doldurulmuş sepetlerle başlayıp, kafes çaydanlık, yağ fıçısı ve süt kabıyla devam eder, en tepesinde de yağ yayığıyla kaplı tavuk küfesinin üzerine melankolik bir şekilde oturan, sırtından bıçaklanmış bir köylü yer almaktadır. Dikilememiş bir anıt. Thomas Münzer'in belleği. Kristalleşmiş bellek yani... Kanatları zorlayan bir çekimin gücüdür bu aynı zamanda. Sırtımızı döndüğümüz geleceğin çekimi. Ya da sırtımızdan bıçaklandığımız o büyük fırtına!

Kitap Türkçe literatürde Benjamin okumalarının vazgeçilmezlerinden biri olacak. Buna kuşku yok...

Yazar Hakkında

avatar
1970, Gaziantep doğumlu. Marmara Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi’nde ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okudu. Çeşitli yayınevlerinde editörlük yaptı. Yazıları Pasaj, Evrensel Kültür, Yeni Sinema, Yeni Film, soL, Cumhuriyet, Va

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.