Yazar Gözde Kurt ile Röportaj

gozde kurt

Röportaj: Ceren Değirmenci

Son romanı “Köprüde Durup Beni Öpmesini Bekleyeceğim” geçtiğimiz aylarda kitapçılardaki raflarda yerini alan Gözde Kurt, son dönemin en başarılı genç kadın yazarlarından. Psikolojik tahlillerine ve akıcı diline hayran olunası yazar ile hem son romanı da dahil olmak üzere kitapları ve gelecek edebiyat projeleri hakkında bir röportaj gerçekleştirdik. Herkese keyifli okumalar.

Yazmaya nasıl başladınız, var mıydı sizi edebiyata yönlendiren biri?

Yani, kimse “Haydi, edebiyat yap” demedi bana. Ama ilkokuldayken yazdığım öyküleri okuduktan sonra okul müdürünün babamı aradığını hatırlıyorum. Kızınız yazar olacak demişti. Bilemiyorum, bu beni cesaretlendirdi mi? Duyduğumda bundan çok etkilenmedim, çocuk aklı böyle şeylere anlam yüklemez çünkü. Ama gönlümün ve fikrimin altında yatan şey hep hikaye anlatmak, hep dinletebilmekti kendimi, geçmişe dönüp baktığımda bunu görebiliyorum. Hikayeler yoluyla şaşırtmak, sevindirmek, beklentiye sokmak ya da hüzünlendirmek… Hissettirmek diyelim.

gozde kurt koprude durup beni opmesini bekleyecegim

Annem bana çok kitap alırdı, on beş günde bir görüşürdük, her görüşmemizde yenilerini getirirdi. Susamış gibi, acıkmış gibi okurdum. Üniversite yıllarına dek böyle sürdü, roman yazmaya başladığımda taşların yerine oturduğunu hissettim. Meğer yazmayı anlamaya çalışıyormuşum. Yazmak bir evren, içine girdiğinizde artık tüm insanlığın paylaştığı fiziksel dünya dışındaki bir mekanın yaşayanı oluyorsunuz ve buna nerede ve nasıl başladığınızı çok da hatırlamıyorsunuz, sanki hep yazıyordunuz, sanki hep o evrendeydiniz.

Kitaplarınızda psikolojik çözümlemelere sıkça yer veriyorsunuz ve anlatım bakış açısı ana karakterin gözünden oluyor. Bunu tercih etmenizin özel bir sebebi var mı?

Yazarak kendime, oradan da insanlara, hayata, dünyaya, mana yüklemeye çalıştığımız her şeye varmaya çalışıyorum. Dolayısıyla hikayeyi, hikayesi anlatılan kişinin gözünden, diğer deyişle onun psikolojisinden anlatmamız elzem bir şey. Diğer türlü sadece gözlem aktarmış olmaz mıyız?

Hikaye anlatıcılığının temel taşlarından biri de okuyucuya, öyküsü sunulan kişinin zihninden seslenebilmek bana kalırsa. Tabii sadece tek bir anlatıcının gözünden de bakabiliriz hikayeye, bağlama göre değişkenlik gösterebilir. Kişilerin ruh durumları hikayeyi belirleyen ana sınır, bir nevi bağlamdır. Bir adamın su içtiğini yazabilirsiniz ama adamın suyu kana kana mı içtiği, yoksa sakin sakin mi yudumladığı, suyun gırtlağından nasıl geçtiği bize bağlama dair çok şey anlatır. Karakterlerin ruh durumunu hikayeye katmak da bunun gibi; bu onların neyi neden yaptığını ortaya koyar.

Yeni çıkan “Köprüde Durup Beni Öpmesini Bekleyeceğim” romanınızdan kısaca bahseder misiniz? Bir de romandaki başkarakterin adı neden gizli?

Gizli olmasının özel bir sebebi yok, karakter bana ismini söylemek istemedi. Ben de zorlamadım. Yani zihnimde onunla yaptığım konuşmaların hiçbirinde ismini bilmiyordum, bildirmiyordu. Demek ki öyle kalmalıydı.

gozde kurt

Genç bir kadının hayatının bir gün içerisinde başına yıkılması ve tekrardan inşa edilmesi, üstelik de eskisinden daha güzel, daha anlamlı, daha eğlenceli ve tatmin edici bir hale gelmesini anlatan bir roman benimkisi. Sonlardan korkmamak gerektiğini anlatan… Bu yolda ismini vermeyen anlatıcımız, asıl kahramanımızın peşinden sürükleniyor, sürüklenirken de hayatı yeniden inşa oluyor. O sadece acı çektiğini ve saçmaladığını sanadursun, aslında tuğlaları tek tek yerine koyuyor. Gülden ana karakterimiz; onun peşindeyiz. Hiç konuşmuyor, ama bu onun öyküsü. Şahsına münhasır bir kadın. Farklılıklarından mustarip. Aslında farkında her şeyin, bu ona acı veriyor. Bu haliyle yaşamak güç geliyor ona. Arada bir kayboluyor kimselere bir şey demeden. Herkes alışmış onun bu haline, gidip gidip gelmelerine. Ama son kez ortadan kaybolduğunda işler biraz farklı bir hal alıyor. Bir de yakışıklı Norveçlimiz var hikayede, Gülden’i sırtlama cesaretini gösteren… İkisinin aşkının ekseninde koşturan isimsiz bir anlatıcının hayatının yıkımı ve inşası diye özetleyebiliriz. Tesadüfleri sorguluyoruz bir de… Hayat dediğimiz şey rastlantıların bir toplamı mı? Buna bakıyoruz.

Öykü veya roman yazarken sizi neler etkiliyor, ilham perileriniz var mıdır?

Hayat ve canlılar, hatta cansızlar, hepsi sonsuz esin kaynağı benim için. Bir kahve fincanı, bir sokak hayvanı, bir parkta oturan adam ya da sokaktaki kaldırımlar… Bazen tek bir sözcük ya da bakış… Gözlerim, kulaklarım, parmaklarım ve belleğim en büyük hazinelerim bu anlamda. Bellek dediğim, bellekte kalanlar, şeylerin bellekte kalan halleri. Yani siz belleğinizde bir şeyi gerçekte olduğu gibi hatırladığınızı zannedersiniz ya hani? Ama öyle değildir. Ben onları iyice çarpıtıyor ve hikayemde kullanacak hale getiriyorum. Kurgunun gerektirdiği şekle sokuyorum, derdimi anlatabileceğim şekle… Bellek dediğim şey de hayatın kendisi yine. Kendimin, etrafımdakilerin ya da hayalimde yaşattıklarımın bende bıraktıkları ya da hayalini kurdurdukları.

“Ölü Çiçekler Müzesi” adlı bir hikaye kitabınız ve son romanınız dışında, ilk göz ağrınız “Kozanın Tereddütü” var. Roman mı, yoksa hikaye yazmak mı diye sorsam hangisini daha çok sevdiğinizi söylerdiniz?

gozde kurt

Roman. Roman yazmak bana yaşadığımı hissettiriyor. Kendime ancak o zaman bir bütün gibi bakabiliyorum. Öbür türlü birkaç parçayım. Toplanmak istiyorum, varlığımın anlamına varabilmek istiyorum her canlı gibi. O zaman da hayatı, dünyayı, insanları anlatırken buluyorum kendimi ve bahsettiğim bu bütünlüğü roman yazarken hissedebiliyorum ancak. “Ölü Çiçekler Müzesi” yazarlık yoluna adım attığımda yazmaya başladığım ve toplamda on yıla yayılan bir süreçte yazdığım öyküleri derlediğim tek öykü kitabım. Bir daha öykü kitabı yazar mıyım, bilmiyorum ama romancı olarak anılmak istediğimi biliyorum. “Kozanın Tereddütü” ilk göz ağrım, doğru dediniz. Çok kıymetli. Hani insanın kendisine inanmaya ihtiyacı vardır ya? Romancı olmak istediğimi kendime kanıtlamamı sağladı “Kozanın Tereddütü.”

Kitabınız yeni çıktı ama kafanızda yeni roman veya başka bir edebiyat projesi var mı?

Var, çalışmaya başladım. Ne var ki “Köprüde Durup Beni Öpmesini Bekleyeceğim” tamamen çıkmadı içimden. Henüz karakterlerle konuşmayı bırakamadım. Birbirimizle gerçekten vedalaşınca yeni romana da tamamen kanalize olabileceğim diye umut ediyorum. Bir yol bitmeden diğerine çıkamıyor insan. Yolların dönüşünde, eve vardığınızda bir hazım süreci olur ya hani? Yorgunsunuzdur, gözlerinizi kapatır, ayaklarınızı uzatır, yolda olan biteni düşünür, ertesi güne hazırlanmaya çalışırsınız. Yapacak çok iş vardır ama… Valizinizi boşaltmaktan tutun da bir süredir ilgilenemediğiniz evinizi temizlemeye kadar. Şimdi bu anlattıklarımı zihninize uygulayın. İşte aynen öyle hissediyorum. Bir evvelki romanın kahramanlarıyla vedalaşma kısmı da işin duygusal boyutu. Yani devridaim sürecinde bu bir safhaysa, ismine “evvelki hikayeden arınma” diyebiliriz. İşte bu arınma sürecini tamamladık mı yeniden hazırız demektir yeni hikayeler anlatmaya.

Fotoğraflar: Emre Kapçak

 

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.