Hikaye Çınarı Sait Faik Abasıyanık

Yazar: Mehveş Demirer

saitfaik

18 Kasım 1906 Adapazarı doğumlu Sait Faik Abasıyanık’ın 110. yaş gününü kutladığımız geçen yılın hemen arından, Çağdaş Türk Edebiyatında hikâyeciliğinin çıtasını yükselten, zenginleştiren ve yönlendiren en önemli ismi bir kez de birlikte anmayı istedim. Sait Faik, Bursa Erkek Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirmiştir. Bu arada ilk yazısı “Uçurtmalar” 1929’da Milliyet gazetesinde yayımlanır ve akabinde Grenoble Üniversitesi’ne yazılmadan önce Fransızcasını ilerletmek için Champollien Lisesi’nde Fransızca dersleri almıştır. Ancak gurbette fazla kalamayan Sait Faik, 1934 ‘te İstanbul’a geri döner. Babası aracılığıyla küçük iş girişimlerinde bulunan Sait Faik, bir kez daha yurtdışına çıkar ve döndükten sonra 1938 yılında Burgazada’daki o meşhur evini, hikâyelerinin çıkmaya başladığı ilk kapı olan evi satın alır. Sonrasında Türk Öykücülüğünün biricik çınarı Ada’ya köklerini salmaya, dallanıp budaklanmaya başlar. Arka arkaya çıkan eserleri de ona can suyu olmaya devam eder. Ancak 1948 yılında siroz hastalığına yakalandığı teşhisi konur ve bir kez daha, bu sefer tedavi amacıyla yurtdışına çıkar. Mark Twain Cemiyeti şeref üyeliğine de seçilen Sait Faik’in kitapları tek tek yayınlanmaya ve ülkede ses getirmeye devam eder. Ne yazık ki geçirdiği krizin ardından 11 Mayıs 1954’te vefat eder.

Sadece kendine özgü üslubuyla değil, yaşam tarzıyla da öykülerindeki farklılığı ortaya koymuştur Sait Faik. Haldun Taner kendisi için “Disiplinli yazarlar gibi muntazam çalışmıyordu, yazma işine asılmıyordu. Eserekli yaradılışına uyarak, durup dinlenip, bazen sadece yaşayıp, yazmayı dahi unutarak, yazmaktan ekmek parası beklemeyerek yazıyordu” demiştir.1 Sait Faik öykücülüğünde çoğu edebiyat araştırmacısına ve eleştirmenine göre üç temel dönem görülür. Sait Faik'in ilk üç hikâye kitabı olan Semaver (1936), Sarnıç (1939) ve Şahmerdan (1940) yazarın öykücülüğündeki ilk dönem olarak kabul edilir.2 Yazar, bir sonraki öykü kitabı olan Lüzumsuz Adam'ı üçüncü kitaptan sekiz sene sonra 1948 yılında çıkartmıştır. Bu ara dönemde Abasıyanık'ın dilinde, üslubunda, hikâyelerinin kahramanlarında, geçtikleri çevrede büyük değişiklikler oldu. Bu hikâyelerde olayların geçtiği yerler de değişiklik gösterir. Bu dönemde çıkan üç kitabındaki mekânlar kentte, Burgaz Adası'nda, köyde, yabancı ülkelerde, kasabada, vapurda, trende ve hatta okulda geçmektedir.3 1948 yılında yayınlanan Lüzumsuz Adam isimli öykü kitabıyla birlikte, yazarın hikâyeciliğinde orta dönemin başladığı kabul edilir.4 Bu dönem 1952'de Son Kuşlar kitabının yayınlanmasına dek sürer. Abasıyanık, bu döneminde klasik cümle yapısına son vererek devrik cümle ve argo kullanmaya, günlük konuşma dilinden çokça yararlanmaya başlamıştır.5 Sait Faik'in, Alemdağ'da Var Bir Yılan isimli kitabıyla sürrealizme geçtiği kabul edilir. Bu dönemki tekniği ile ilgili eleştirmenlerin ortak görüşü onun kendine dair alışılmış, benimsenmiş kalıplarının dışına çıktığı yönündedir. Daha önce işlemediği temaları ve imgeleri kullanmasının haricinde, çok sevdiği şehir İstanbul’dan uzaklaşmasını da yansıtmıştır öykülerine Sait Faik.

saitfaik

Benim için Sait Faik’in belki de en vurucu cümlelerinden biri olan “Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor” cümlesi, her insanın yürüdüğü o tozlu yolun başını ve sonunu en temel, en insani ve en muhtaç olduğumuz; ama aynı zamanda da en büyük acılara sebep olan tek duyguyla özetlemiştir. Sait Faik bir konuyu değil, yaşamın bir parçasını işlemiş; bir tez savunmamış, bir yaşantıyı anlatmıştır.6 Onun hikâyelerinde mahallenizdeki manavı, köşedeki bakkalı, her gün bindiğiniz otobüs hattının şoförünü görmeniz mümkündür. Aynı zamanda, sokakta yürürken başımızı kaldırıp bakmaya çoğu zaman vakit bulamadığımız şehrin tavanını ve gözümüze belki de hiç çarpmayan küçük ayrıntıları görmek de mümkündür. Sait Faik bir genç kızın bukleli saçlarından, bir delikanlının hızlı adımlarına, küçük bir çocuğun neşesinden, yaşlı bir annenin duasına kadar hayata dair her şeyi verir hikâyelerinde. Günlük telaşları, yaşam gayesini, ayakta kalma mücadelesini, eski zamanların nostaljisini, yaşadığı zamanların sesini en iyi yansıtan isimlerin başında gelir Sait Faik Abasıyanık. Haldun Taner onun yazımına yansıttığı kişiliğini “İnsan sevgisi dolu, doğa sevgisi dolu bir yüreği vardı. Neye baksa bu sevgi ile ısınıyor, ışıklanıyordu. Biz ancak o el attıktan sonradır ki, en önemsiz görünen inanların ve şeylerin zevkine eriştik” sözleriyle ifade etmiştir.7 Ölümünden önce on kitabı yayınlanan Sait Faik’in neredeyse her hikâyesinde insana ve doğaya dair samimi detaylar ve anlatımlar bulabiliriz. Sadece dış betimlemeden veya psikolojik söylemlerden ibaret değil, aynı zamanda insanın insanla ve insanın doğayla olan ilişkisini, bağını ve muhtaçlığını da anlatan öykülerdir bunlar. Burgaz Ada’daki yaşamının ona kazandırdıklarından en büyüğü olan deniz aşkı ise ona özgü bu üslubu çepeçevre saran en önemli duygudur. Denize giden veya denizden gelen pek çok kelime, anı ya da his bulunur öykülerinde.

saitfaik

Semaver adlı öykü kitabında Stelyanos Hrisopulos Gemisi adlı bir öyküsü vardır ki; burada Ada’daki Rum komşularından, ahbaplarından esinlendiği çok bellidir. Yaptığı gemileri büyük bir özenle denize indiren bir çocuk ve ondan başka kimsesi olmayan dedesi bu hikâyenin başkahramanlarıdır. Çocuğun yaptığı gemilerden, dedenin tuttuğu balıkçılık işine kadar her şeyi ustaca bir incelik ve tecrübeyle anlatan Sait Faik, bu hikâyesinde denizin insan ruhu için ne kadar önemli olduğunu “Ve denize bir dakika durup bakmaya vakitleri olmadığını söyleyen bu insanlar ne zevksiz mahlûklardı” diyerek belirtmiştir. Bir Kıyının Dört Hikâyesi adlı öyküsünde ise dört bölüm halinde Ada’nın balıkçılarını, esnafını, kadınlarını, çocuklarını ve hatta kedilerini anlatmış; bir toplumun resmini kelimeleriyle çizmiştir. Hikâyesini cesedi kıyıya vurmuş bir balıkçıdan bahsederken birden bireyin kendisini sorguladığı bir yöne çevirmiş ve okuyucuyu şu soruyla yüzleştirmiştir: “Hepimiz, sırtımızda ve elbisemizin altında, gözlerimizin içinde bir müstakbel ölü gezdirmiyor muyduk?” En beğendiğim öykülerinden biri olan Sevmek Korkusu adlı öyküde Sait Faik’in yalın dili ve gündelik meseleleri işleyişinden çok daha farlı ağdalı bir dil ve derin bir ruhsal dünya analizi görüyoruz. “Korku yol boyunca etrafımı sarıyor, önümde uzuyor. Sevmekten korkuyorum” diyor Sait Faik. Karanlıktan, riyadan, zulümden, hürriyetsizlikten korkar gibi korktuğunu ifade ediyor ve ekliyor “Seven insanda fiziki güzelliklerin deruni taraflarını gören gözler olurmuş”. Beklediğinin çoğu defa gelmediğinden, gelmek için hep iyi havaları seçmesinden, geldiği zamanda her gidişinde ondan bir parçayı daha alarak gitmesinden bahsederken seçtiği kelimeler birden sadeleşiyor. Adeta üç sözcükle beklemenin nedenli zor olduğunu gözler önüne seriyor Sait Faik. Cümlelerinin arasında hiç beklenmedik bir anda öyle tespitler yapıyor ki Sait Faik, okuyana dokunmaması mümkün değil. Mesela bir yerde şöyle diyor yazar: “Küçük şeyleri unutamayanla, en geri hatıraları da unutamayanlardır. Hafızalarının bu bahtsız kuvveti karşısında hiçbir memleket ve hiçbir vatan tutmadan her yeri, her şeyi severek öleceklerdir.”

Yukarıda Abasıyanık’ın beni en çok etkileyen cümlelerinden birine yer vermiştim. Alıntı yaptığım bu son bölümü peşi sıra koyunca; yolu sevgiden geçen, o yolda sevgiyi bulan ya da yolun sonuna geldiğinde elinde kalanın yalnızca sevgi olduğu insanların var olduğuna hala inancım var. Hatıramızın ve sevdiğimiz her şeyin bizi ayakta tuttuğuna olan inancım gibi... Bir öykünün bir insan hayatına açabileceği yeni bir pencerenin varlığına inandığım gibi... İşte Sait Faik, tüm bu inançları pekiştirecek güce sahip bir yazar. Onun öyküleri de aynı bir inancın kuvveti gibi Türk Edebiyatı’nın gücü kuvveti olan öyküler.

 

Kaynakça:
Taner, Haldun (1983), Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil, Cem Yayınları
Naci, Fethi (Mayıs 2003), Sait Faik'in Hikâyeciliği, Yapı Kredi Yayınları
Kavaz, İbrahim (1999), Sait Faik Abasıyanık, Şule Yayınları

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.