Dünya müziği nedir?

Yazı ve röportaj: İdil İnce

Amir

Hep birileri söyler: "Müzik evrenseldir. Evrensel bir lisan olarak müzik: Sözler yabancı dil olsa da anladın onu sen." NASA, uzayın derinliklerine yolladığı Voyager kapsülüne dünyanın müzik kültürünün özetini geçmek adına - belki de uzaylılar müzik zevkimizi beğenirse dünyayı yok etmeye kıyamazlar ümidiyle - klasik ve popüler Batı müziğinin yanı sıra dünyanın çeşitli yerlerinden etnik müzikler de koydu. Durum bıçak sırtı, çünkü zevkler örtüştüğü zaman müzik farklı kişileri birbirlerine daha yakın hissettirebiliyor, ama örtüşmediği zaman da tam tersi oluyor. Hatta bazen neleri beğenmediğiniz neleri beğendiğiniz kadar önemli, kendinizi kimlere yakın, kimlerden uzak hissetmek istediğinizle bağlantılı olarak. Sanırım müzik, söylenildiği kadar evrensel değil. Buna karşılık “dünya müziği” diye tanımlanan bir kategori var. Bu kümeye klasik ve popüler Batı müziği grubuna girmeyen, ağırlıklı olarak dünyanın diğer yerlerinin halk müziğinden öğeler kullanan füzyon müzikleri koyuyorlar. Müziği bu kategoriye dahil edilen İran asıllı santurcu Amir Amiri ile, yaptığı müziğin kafamızdaki kültürel sınırlarla olan ilişkisine dair sohbet ettim. Amiri’nin viyolacı Richard Moody ile yaptığı Safar isimli albümü dikkatlice dinledim. Hiç beklediğim gibi çıkmadı.

Seslerin coğrafyası

Santur tanıdığım enstürmanlardan şekli ve çıkardığı ses açısından en çok kanuna benziyor. Santur geleneksel olarak tek sesli müziklerde kullanılıyor ve mizrab (mızrap) denilen ucuna keçe bağlanmış iki adet çubukla çalınıyor. Amiri enstürmanını “piyanonun büyük büyük dedesi” olarak tanıtıyor. Amiri’nin santur çalışında dikkatimi çeken şey, bu enstürman için standart olan şekilde ritmik zemini oluşturup melodiyi duyurmanın yanı sıra farklılık yaratarak armoniyi de ortaya çıkarışı oluyor. Processsion (geçit töreni) isimli parçadaki santur partisi o kadar delice ritmik ve hızlı ki, Barok dönem eseri çalan klavsen benzeri bir izlenim yaratıyor. Bu izlenimimi kendisiyle paylaşıp çok seslilik konusunu açıyorum. “Armoni oldum olası çok ilgimi çekmiştir. Kendi müziğimi bestelerken armoni arayışım sürekli devam eder. ‘Buradaki armonik kavram ve hareket nedir?’ diye kendime soru sorarım. Bu arayış içerisinde birçok Batılı müzisyen ile çalıştım ve sanıyorum bu sayede müziğimde kullanmam için yeni bir renk paleti edindim. Geleneksel aksanlar ile armonik olasılıklar arasından geçen bir yol var. Ben iki taraf arasında gidip gelmek istiyorum, beni bu heyecanlandırıyor” diyor ve ekliyor: “İran müziği çok güzeldir ama benim kişisel tercihim geleneksel formlara tabi olmak yerine özgün müzik yapmak.”

Geleneğe hizmet etmek ya da yaratıcı birey olarak ortaya çıkmak... Oldukça Benim Adım Kırmızı bu ikilem karşısında sanatçı, kendi müziği için işleyen bir yaklaşım geliştirmiş. İlham aldığı kültürel coğrafyanın sınırlarını geniş tutuyor. Ses benzerliğinden yola çıkıp safar kelimesinin anlamının Türkçe’deki sefer kelimesi gibi yolculuk anlamına gelip gelmediğini soruyorum. Tahminimi onaylıyor. Konu, ilham aldığı kültürlere, karşılaştığı farklı geleneklerden gelen müzisyenlere ve ders aldığı üstadlara geliyor. Amiri, çeşitli geleneklerden gelen üstadlarla çalışmanın farklı kültürlere ait müzikal öğeler kullanırken onun için izin belgesi işlevi gördüğünü söylüyor. Ayrıca bu sayede dünyanın değişik yerlerine ait müzikler arasındaki çarpıcı benzerlikleri farkettiğinden bahsediyor. Bazı ritmik kalıpların izini Afrika - İran - Hindistan hattında takip edebildiğine değiniyor ve bu temel ritimlerin “doğanın kalp atışı” olduğuna inandığını söylüyor. (Hamoon parçasındaki aksak ritimlerinin Türk dinleyicilere tanıdık geleceğini tahmin ediyorum.) Türk müziğinde çok kullanılan 9/8’lik ritme olan sevgisinin altını çizmeden geçmiyor. Yüksek Yüksek Tepeler şarkısını adıyla biliyor ve örnek veriyor. Müziğin birbirinden farklı geçmişleri olan insanlar için bir araya gelip güzel bir şeyler yapmak için iyi bir araç olduğunu düşünüyor: “Biz iki yabancıyız. Birbirimizi, örneğin, öldürmek yerine birbirimizden bir şeyler öğrenelim” gülerek ekliyor, “oturup karşılıklı çay içelim. Sanatı bu yüzden yapıyoruz, inanç sistemimizin kapsadığı alanı genişletmek için.” Safar albümündeki düet partneri Richard Moody de yolculukları esnasında karşılaştığı bir yol arkadaşı. Kafaları ve kişilikleri uyuşmuş. “Richard klasik müzik eğitimi almış, doğaçlama yapabilen bir müzisyen. İngiliz halk müziği geçmişi de var.”

Şablonlar ve yaratıcılık

Yazılı müzik notasyonuyla olan ilişkisini merak ediyorum. Bildiğim kadarıyla Türk sanat müziğinde klasik Batı müziğindeki şekliyle notasyon kullanılmıyor. Ezberden çalınıyor ve doğaçlama yapılıyor. İran müziğinde de benzer bir durum olup olmadığını soruyorum, onaylıyor: “[İran müziğinde] gelenek çok güçlü, ve öğrenme şekli de bunu pekiştiriyor. Herkes aşağı yukarı aynı şeyi çalışır. Herkes radif (sıra) sistemini kullanır. Bu kelime bir hikayenin akış çizgisi anlamında kullanılır. Parçalardan oluşan bir koleksiyondur bu. Her parçaya guşe (köşe) denir. Bunu öğreniriz ve bu bizim için bir kaynaktır.” Yani çalarken hikayenin yarısından başlamış olsa dahi sonunun nereye bağlanabileceğini biliyor. Bu da doğaçlarken pratiklik sağlıyor olsa gerek, çünkü her seferinde Amerika’yı yeniden keşfetmek gerekmiyor. Yapılmış örnekler var zaten. Ama albüm sadece doğaçlamadan oluşmuyor ya da sadece geleneksel kalıpları kullanmıyor. Bu yüzden kompozisyona daha stratejik bir yaklaşımı olması gerektiğini düşünüyorum. Sıfırdan bir kompozisyon yazmanın zor olup olmadığını soruyorum:  “Doğadayken kendi yaratıcılığımı buluyorum. Çünkü aslında hiç bir şeyi yoktan var etmiyorsun, zaten var olanın altını çiziyorsun. Müziğin kuralları, müzikallik, şu ile bunun birbiriyle ilişkisine dair bir oyundur. Bu hiç değişmez. İnsanın kültürü ve inanç sistemi ortada olanı filtreler. Herhangi bir şeyin sana bir anlam ifade etmesi için filtrenden geçmesi lazım.” Özgün bir katkı yapabiliyor olmasının nedenini de çeşitli şablonları tanıyor olmasına bağlıyor.

Çağrışım yapan tınılar

Şarkı isimlerindeki Rainfall, Khurshid (yağmur, güneş) gibi doğadan etkilenmiş seçimler dikkatimi çekiyor. İzlenimci bir yaklaşımı olup olmadığını soruyorum: “İlhamı doğadan alıyorum. Doğadaki sessizlik benim beste yapmama yardımcı oluyor. Sonrasında da ‘bu müzik gün doğumuna -ya da- yağmura benziyor’ diyorum.” Makul bir cevap, çünkü bahsettiği izlenimler çoğunlukla dinleyene geçiyor. Khursid için gün doğumu resimleri kullanılarak bir video yapılmış ama bence tekrar olmuş, çünkü müzik tek başına zaten sabah erken saat dinginliğini veriyor.Amir

Albümde viyola yer yer nefesli saz gibi duyuluyor, santur ise yer yer mandolin ya da arp gibi. “[Richard’ın kullandığı teknik sayesinde] viyola nefesli saz gibi de duyulabiliyor, kuyruğuna basılmış kedi gibi de. Bu efektleri kullanmak bizim seçimimiz. Stüdyoya girip üst üste defalarca çaldık, doğaçladık, en iyi kısımları seçtik.” Bestelerin ikisi dışında diğer hepsi Amiri’ye aitmiş. Albümü oluşturma süreçlerine değiniyor: “Şu sıralar bir sonraki albümümüz için ön kayıt yapıyoruz. Birbirine uzak şehirlerde yaşadığımız için ikimiz de kayıt yapıp birbirimize göndererek fikir alışverişi yapıyoruz. Turne için bir araya geldiğimizde de birlikte kayıt yapıyoruz, bu şekilde fikirlerimizi geliştiriyoruz.” Besteler istedikleri en son hale gelince o şekilde prova yapıp albüme koymak için tek seferde kaydediyorlarmış.

Kültürel kutuplar

Yeni albüm için yaptıkları ön kayıtlardan bazılarını dinletiyor bana, dinlerken “Burada bluegrass tarzı bir viyola solo girecek. Yeni albümde Amerikan halk müziğine göndermeler olsun istiyorum. İnsan sesi de kullanmak istiyorum ama söz olmayacak. Eric Satie’nin piyano için olan bir bestesini santurla çalmak istiyorum,” diyerek planlarından bahsediyor.

Konu, melodileri tanınan klasik müzik bestelerini yeniden yorumlamaya gelince albümdeki Ravel Bolero yorumunu yapmayı niçin seçtiğini soruyorum: “Sanırım benim işim biraz da ustalara saygı göstermek. [Ravel’in bu eserinde] orkestradaki çeşitli çalgılar sırayla aynı melodiyi çalıyor. Her enstürman bu melodiyi çalabilir. ‘Neden o melodiyi çalan enstürmanlardan biri de santur olmasın?’ diye düşündüm. Bu benim için dahil olmakla alakalı.” Klasik Batı müziği ve geleneksel Doğu müziği arasında algılanan ayrımdan bahsediyor. “Bazı insanlar bunlardan sadece bir tanesine gönül verir. Onlar sevdikleri şeye sahip olmayı hakediyorlar. Ben ise bütün renkleri ve bütün tonları istiyorum. Bazen kültür çerçevesinde bazı şeyler doğru ya da yanlış diye etiketleniyor. Bu ayrımlardan uzaklaşmamız lazım. Kültür bize nereden geldiğimizi hatırlatırken başka yerlere gitmemize de izin vermeli. Bize geldiğimiz yerde kalmamız gerektiğini söylememeli.”

Albümü dinlerken

Safar albümünü İran ve İngiliz halk müziklerinin bir diyaloğu olarak düşünebilirsiniz. Aynı zamanda bu iki gelenek el ele dünyanın farklı yerlerini dolaşıyorlar. İlham çok çeşitli. Ortaya çıkan sonuç şaşırtıcı şekilde rahat dinleniyor. Vokal yok. Kafa dinleme müziği olarak gidebilir. Sözsüz de olsa anlatacak hikayesi olan, dinleyeni kayıtsız bırakmayan müzikler. Albümün tamamını moodyamiri.com’da dinleyebilirsiniz.

 

Fotoğraf 1: Art Turner
Fotoğraf 2: Nabil Shash

Yazar Hakkında

avatar
Müzik, Sinema, Tiyatro, Güncel Sanat, Kitap ve Keşif ana başlıkları altında okuyucular, güncel kültür sanat haberlerini takip ederken, yapılan röportajları keyifle okuyor...

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.