Perşembeleri SALT’ta Sinema Vakti!

meric oner

Meriç Öner Röportajı

Röportaj: Yasemin Elçi

SALT, geçtiğimiz sonbaharda başladığı 'Garanti Mortgage'  tarafından desteklenen Perşembe Sineması programını bu yıl dünya fuarları ve kupaları ile olimpiyatların şehirler üzerindeki kalıcı ve geçici etkilerini inceleyen filmlerle devam ettiriyor. 9-16-23 Haziran’daki gösterimlerin ardından programın ikinci bölümü için Eylül ayını beklememiz gerekecek. Perşembe Sineması küratörü Meriç Öner ile SALT’ın bu programı oluşturma sürecinde nelerin dikkate alındığı ve insan-şehir ilişkisinin nasıl araştırıldığını konuştuk.

Öncelikle sizi biraz tanıyalım. Mimar olarak şehir üzerine birçok program yürüttünüz bugüne kadar.

Ben mimarım ve bir tarihten itibaren mimarların tartışmasını kamuya açacak işlere yönelmeyi seçtim. 2005 yılında, İstanbul’da Dünya Mimarlık Kongresi yapıldı. Bu kongre, üç senede bir, yeni seçilen bir ülkede gerçekleştirilir. Orada paralel sergiler programını yürüttükten sonra mimarlık üzerine yüksek lisansa devam ettim ve ardından Garanti Galeri’de çalışmaya başladım. Aslında benim çalışmaya davet edilmemin sebebi Garanti Galeri’yi SALT’a giden yolda desteklemekti. Çünkü üç farklı kurumun - Osmanlı Bankası Arşiv Araştırma Merkezi, Garanti Galeri ile Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi - birleşmesi 2006 yılında başlamış olan uzun dönemli bir projeydi. SALT olarak hizmet vermeye ancak 2011 yılında başladık. İlk adımlardan itibaren hem yapıların gelişmesi hem de yapıların bizim ihtiyacımız olduğunu düşündüğümüz özelliklere kavuşması için SALT adına yoğun çalışanlardan biriyim. SALT’ın bünyesinde güncel olarak mimarlığı değerlendiren bir tartışma alanı hep var ve olacak. Kurumun yapılı çevre araştırma ve programlarını mimarlık tartışmalarını sadece bir disiplinin tartışması olmaktan çıkarabilecek ne tür fikirler olabilir diye düşünerek yapılandırdık. Bunun önemli parçası uzun vadeli bir araştırma yatırımı olan kapsamlı bir iş: etrafta yayılı arşivleri toparlamak. İkinci bir konu ise kitap koleksiyonunun ne yönde geliştirileceği ile ilgili. SALT Araştırma’daki içerik, alışkın olduğumuz gibi mimarları mimar, tasarımcıları tasarımcı diye tanıtan yayınları toplamaktansa çevrenin, tasarımın, ürünün kültür kapsamı içerisinde değerlendirilmesini sağlamak amacıyla seçiliyor. Tüm bunların paralelindeki programlar da aynı niyetleri güdüyor.

Şehir büyük bir araştırma alanı, ancak şehir çalışmalarının çoktan tanımlanmış ve etiketlenmiş özellikleri var. İstanbul dendiğinde akla gelen çok fazla klişe var. Şehri zengin bir araştırma alanı olarak gören yaklaşımların bile klişeleşmiş ürünleri, araçları var. Bunların uzağında durarak yeni sorular sormaya ve içinde bulunduğumuz, her gün karşılaştığımız olgulara başka yönlerden bakmaya çalışıyoruz. Çevrenin, tasarımın ya da ürünlerin tartışılmasına yeni bir bakış açısı veya akıl katmaya çalışıyoruz. Bu bağlamda çok çeşitli program üretiliyor. Sergiler bu şekilde meydana geliyor ve bazen doğrudan şehrin kendisini konu alıyor. SALT’ta şehirle ilgilen ilk kapsamlı sergi Becoming Istanbul’du. Bu sergi Frankfurt’taki Alman Mimarlık Müzesi’nde sergilenmek üzere Garanti Galeri’de oluşturuldu, sonra SALT’ta gerçekleştirildi. İstanbul’daki programa iki önemli bölüm ekledik. Biri şehir atölyeleri, diğeri ise İstanbul’u geniş bir perspektifte tartışmayı amaçlayan, disiplinleri kısıtlamayan, yüksek tempolu, samimi bir konuşma programıydı. Bu program kapsamında 90 farklı konu ele alındı. 1950’ler sonrası Sovyet mimarlığıyla ilgili Yerelde Modernler isimli bir sergi üzerine, Atatürk Kültür Merkezi’nin tarihçesini hem üretimle hem de toplumla ilişkilendiren Modernin İcrası: ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ, 1946-1977 adlı sergi üzerine çalıştık.

africa united

Bunların tümünde hem bir merak unsuru hem de önyargıları kırma refleksi var. Bu önyargıların ne olduğunu tarif edip anlatmak yerine, onlar olmadan yeni bir düzlemde yeni bir tartışmaya aracı olmak hedefi var. Bazı konular ise, sadece şehirleri tartışmak yeterli olmadığı için ele alındı. Yalnızca İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e bakarsak, aynı coğrafya ve dönemdeki kültürün ürettiği başkaca şeyleri kaçırıyoruz. Cumhuriyetin ilk yıllarında mimarlık alanındaki üretim devlet destekli ve sonradan da hayli belgelenmiş. Türkiye’de 60’ların, 70’lerin mimarlık üretimi tartışması henüz yaygın değil. YAZLIK sergisi üzerinde çalışırken keşfettiğimiz ve “mimarlık tarihi dersi kapsamında biz bunu neden görmedik?” veya “mimarlık tarihi Türkiye üzerinden anlatılırken bunlar neden gözden kaçıyor?” diye sorguladığımız konular oldu. Önümüzdeki dönemlerde çalışmaları yakın tarihe çekmeyi ve derinleştirmeyi umuyoruz. Elimizde fırsat varken doğrudan tanıklıkları kaydetmeye özellikle önem veriyoruz.

Perşembe Sineması nasıl ortaya çıktı?

Perşembe Sineması ilk olarak YAZLIK: Şehirlinin Kolonisi kapsamında bir paralel program olarak ortaya çıktı. Türkiye’de yazlık kavramından söz ederken yazlığın bir tek buraya özgü olduğunu iddia etmedik ama ona profesyonel dilin verdiği ikinci ev ismini de vermedik. Oysa Türkiye’deki yazlık, başka bir ortamda bir dağ evidir. Coğrafya ve farklı kültürlerin farklı ihtiyaçları başka modeller tarif eder. İskandinâvya’da yazlık göl kenârında dinlenmek, İngiltere’de ise kırsal kesime kaçmak anlamına geliyor. Yani yazlık ikinci evlerin Türkiye’ye özgü ürünü. Filmi yaptığımız araştırmaya, keşfettiklerimize, düşündüklerimize sırasında karşı gelecek sırasında aracı olacak bir medyum olarak tanımladık. YAZLIK programına da bu bağlamda, örneğin Rusya’da, Fransa’da bu kavramın ne olduğunu arka planda işleyen on film seçildi. Sonraki zamanlarda program bağımsızlaştı. Perşembe Sineması başlığında, dönem programının altını çizmek kaygısından uzaklaştık. Yoğunluğu arttı, geçtiğimiz sene otuza yakın film gösterildi. Bu sene yirmi dört filmlik iki sezon düzenledik. Altında şehre olan tipik algıları sarsmak, şehirle ilgili konuları tartışmaya açmak niyeti olduğu için, SALT’ın genel dertleriyle bütünlük gösteriyor.

Perşembe Sineması’nın diğer film gösterimlerinizden farkı nedir?

SALT’ta her zaman gösterim yapılıyor ve Garanti Mortgage tarafından desteklenen Perşembe Sineması bunlardan yalnızca bir tanesi. Düzenli olan, bir temayı takip eden, farklı coğrafyaların o temayla uğraşmasını konu edinen bir format. YAZLIK paralelindeki Bugün Günlerden Ne? programı uzun metrajlı film gösterimleri için bir vesile oldu. İki senedir kendi başına bir program olarak devam ediyor. Bunun dışında hem ev sahiplikleri, hem sergi veya tartışmaya açtığımız konular paralelinde seçkiler gösterimde oluyor. Geçtiğimiz sene geniş kapsamlı bir iklim değişikliği serisi yapıldı örneğin.

the worlds greatest fair

SALT’ın arşivleme kısmı çok güçlü. Perşembe Sineması ve sinema kısmını geriye dönüp arşivleme yapmak isteyenler için genel olarak nasıl arşivlemeyi düşünüyorsunuz?

Dağıtımcı tarafından SALT ile orijinal DVD olarak paylaşılan filmlerin tümü incelemeye açık. İsteyen ödünç alıp SALT Araştırma içerisinde izleyebiliyor.

Nasıl bir izleyici kitlesi var? Bu izleyici kitlesi özel olarak sinemaya ilgi duyan kişiler mi yoksa sergilerin paralelinde yeni bir kitle yaratılabiliyor mu?

Karışık bir kitle olduğunu düşünüyorum. Sinemaya ilgi duyan bir kitle mutlaka ama biz de gözlemlere dayalı varsayımlarda bulunuyoruz. Görünene göre her film kendi özellikleri doğrultusunda bir grup yaratıyor. Dil belirleyici kriterlerden biri: Japonca bir film gösterimde olduğunda Japonca konuşabilen insanların geldiğini gözlemiyoruz. İkinci belirgin durum, sinemayla ilgilenen çok sayıda genç izleyicinin olduğu. Uluslararası izleyicilerin oranı yüksek. Çoğu Erasmus öğrencisi muhtemel. Bu kitlenin özellikle Türk filmlerine de katılım gösterdiğini fark ettiğimiz için İngilizce çevirinin meraklılara bir fırsat yarattığını düşünüyorum. Bunun dışında bazı temalar özellikle ilgi yaratıyor.

Bu seneki programda dünya fuarları, olimpiyatlar ve dünya kupalarından söz edilliyor. Dünya fuarlarını özellikle araştıranların programın bu kısmını takip ettiklerini biliyorum. Sinema geniş bir kitleye erişmenin mümkün olduğu bir medyum. Gösterimlerin bir kısmı uzun metrajlı sinema filmi, diğer kısmı ise belgesel. Belgesel takipçileri farklı. Onlar gerçekten profesyonel veya akademik meraklarla belgesellerin peşine düşüyorlar. Uzun metrajlı filmler hem koyu sinema meraklılarına hem de film izlemekten keyif alanlara hitap ediyor.

Sizce Perşembe Sineması’nın Dünya fuarları ve olimpiyatlar temalı yeni programı buradaki sinemacıları kendi sistemlerini ve şehirlerini eleştirmeye itiyor ve üretime teşvik ediyor mu?

Bunu tartmak çok zor. Hedefin sinemacılar olduğunu da düşünmüyorum. Bir şehrin devasa bir etkinliğin altından kalkması hâlihazırda tartışılan bir konu. Geçtiğimiz sene Milan Expo’sunda gerilim yaşandı. Bu sene önümüzde Olimpiyatlar var. Filmlerin her biri başka bir konuyla uğraşıyor. Bütün programın neyi amaçladığı ancak programın ana metninde yazılı. Şehri dönüştürmenin bir stratejisi haline gelen bu büyük etkinliklere dikkat edilmesi gerektiğini söylüyoruz. Bunu da bir tarihsellik içerisinde, zenginlikleri ile birlikte incelemek anlamlı olacağı için dönemsel ve coğrafi karışık bir seçkiye yer veriliyor. Dünya fuarlarının yapıldığı ilk dönemlerde, bu fuarların hangi dünya gerçekleriyle yapıldığını biraz algılamak şart. Fuarlar, herkesin uçağa atlayıp bir çırpıda bir yere gidemediği zamanların buluşma noktası. 20. yüzyılla birlikte fuarlar popüler kültüre eğiliyor ve tüketimi hedef almaya başlıyorlar. Fuarın düzenlendiği şehirde ve ülkede yenilikler ortaya konuyor. Çoğu da mimari ürünlerle ifade buluyor. Dönemin tüm gelişmeleri sergileniyor. Mesela 1960’larda Amerika’da bir fuara gittiğinizde gördükleriniz, o günün teknolojisinin en ileri noktadaki üretimleri. Fuarların ayrıca oldukça kritik olarak, ortak bir umut yaratmak, ortak bir gelecek tahayyül etmek, ülkeleri birbiriyle tanıştırmak gibi bambaşka rolleri de var. 1900’lerin sonuna gelindikçe ve 2000’lerin içerisindeyken böyle rollerin üstlenmesi mümkün değil çünkü zaten bu rolleri bağımsız olarak üstlenen bir iletişim ağının içinde yaşıyoruz.

suclular aramizda

1968’de Meksika’da yapılan ilk olimpiyatın öncesinde, şehrin parasının bu etkinliğe harcanmasına karşı çıkan gösteriler yapıldı. Ekonomik boyut, o günlerden beri ciddi anlamda tartışılıyor. Olimpiyat örneklerinde doğru şekilde atılmış adımlar da var. Tokyo Olimpiyatları gerçekten Tokyo’nun alt yapısını kurmaya yönelerek ve sonra olimpiyat bittiğinde yeni şehir mekânları kazanmayı amaçlayarak yapılmış başarılı örneklerden. Barselona bildiğimiz en son başarılı örnek. Bunların yanında ciddi şekilde maddi zarara sebep olan, maddi yükün de vergi sistemi ile şehrin halkına yansıtıldığı örnekler var. Türkiye içerisinde de bu tartışmaların kıyısından dönüp duruyoruz. Bu etkinliklerin peşinden koşmanın ne demek olduğunun, nasıl yapılacağının, bugün için bunları yapmanın ne anlama geldiğinin konuşulması gerekiyor. Filmlerin bütünü, bu durumları hem tarihsel, hem coğrafi, hem de özel başlıklar bakımından incelemeye elverişli kılan bir platform sunuyor.

İstanbul da aslında olimpiyatlara ev sahipliği yapmasa da bu konuda yıllardır çok uğraşan ve bir çok yatırım yapan bir şehir. Bu süreçleri İstanbul üzerinden anlatan bir belgesel veya inceleme yapılmış mı? Sadece olimpiyatlara hazırlanmak bile şehre zarar veriyor. Kazanan tek ama her sene onlarca şehir bu konuda emek harcıyor. Aslında onların üzerindeki bu yük de araştırılabilir...

Tespit ettiğimiz bir belgesel veya inceleme yok. Böyle alanlarda çok uzun zaman araştırma yapıldıktan sonra ürünler ortaya çıktığı için bu konuda kapsamlı araştırma yapan birileri varsa henüz karşılaşma vakti gelmemiş olabilir.

Türkiye’de belgesel üretimini destekleyen ne gibi programlar var?

Belgeselin değerini vurgulayan “Documentarist” önemli program. SALT açıldığından beri iş birliği yapıyoruz ve bu yıl da ev sahipliği yaptık. Türkiye’de sinemaya ve özellikle belgesele kaynak ayrılmasıyla ilgili çok büyük bir sıkıntı var. SALT’taki gösterimlerde yer alan uluslararası belgesellerin bir kısmı gerçekten çok düşük bütçeli yapımlar. Yine de bu belgesellerin başka yerlere erişmesini sağlayacak yöntemler var. Tahmin ediyorum ki Türkiye’de bu açıdan da eksikler olduğu için ortaya çıkamayan işler çoktur. Uzun metraj sinemada baskın olan tercihler var. Bu yüzden fonlama imkânları biraz daha gelişmeden çok sayıda belgesel beklemek adil değil.

Film seçimlerinde yerli-yabancı dengesi nasıl?

Bu konuda önceden belirlenmiş bir dengemiz yok. Geçtiğimiz sene Nerden geldik buraya sergisi Perşembe Sineması’yla birleşti. Programda şehrin birey ve toplum üzerinde nasıl bir imgesi olduğu ele alınıyordu. 80’lerin çalışıldığı sergi paralelinde Türk filmlerinden bir seçki yapıldı.

Mimarların kendi içinde konuştukları bazı konuları herkesin tartışmasına açmaktan bahsettiniz. Bu noktada sinema ve arşivin sizce nasıl bir etkisi var?

Belki bir veya iki film izliyorsunuzdur ama programın bir parçası olduğunuzda bakış açınıza bir tazelik getirmesini umarım. Çünkü evet, mimarların kendi aralarında konuştukları, kapalı bir alan var. O kadar kapalılık, bir anlam ifade etmemeye başlıyor bir zaman sonra. Üzerinde herkesin fikir sahibi olması gereken bir yer “şehir”. Filmler küçük bir uyarı niteliğinde, izleyiciyi biraz farklı bir perspektife getirebiliyorsa işini görmüş sayarım. İnsanların bakış açıları zenginleştikçe bütün bu konularla ilgili fikirleri de aynı oranda çeşitlenebilir. Tek kurucunun olmadığı, yeni tartışmalar çıkabilir. Sinema o anda hissettiklerinize çok bağlı ve bunu test etme şansımız yok. Arşiv için de aynı şeyi düşünüyorum. Arşivin malzemesinin orada olmasıyla, on sene sonra başka birinin onu doğru şekilde yorumlaması arasında uzun mesafeler var. Zamana bırakmak lazım.

beijing taxi

Bilgi, insanın çevresini algılayışını değiştirebiliyor, ama bazen yerleşik duygularını değiştiremiyor. Sizin kişisel olarak şehirle ilişkiniz, mimari eğitiminiz ve Perşembe Sineması ile değişti mi? Şehirle bireysel bazda nasıl bir ilişkiniz var?

Şehirle olan ilişkim sevgi üzerine kurulu, çok da nostaljik veya estetiğe dayalı bir şey değil bu. Ben insanların kalabalık, karmaşık ve kendine göre yaşayabildiği ortamların kaos gibi gözüküp aslında öyle olmamasına ilgi duyuyorum. Belki eğitimim süresince de bunu anlamlandıracak şeyleri yakalamış olabilirim. Küçük dünyaları önemsiyorum. Kendi hak ettiğiniz ortamı kurmakla ilgili yükümlüklerimiz olduğuna inanıyorum. Zaten sevdiğim bir ortama başka bakış açılarıyla nasıl yaklaşırım diye düşünüyorum. “Birisinin şehir bahçeciliği yapmaya, diğerinin gökdelen tasarlamaya ilgi duyması müthiş bir çelişki mi? Yoksa şehrin birbirini gözeten sınırları dahilinde hepsi sorunsuz bir arada olabilir miydi?” diye düşünüyorum. “Filmlerin değiştirdiği bir şey var mı?” diye sorarsanız ben bu medyumdaki bütün hikâyeleri çok ilgi çekici buluyorum. Mutlaka zaman içerisinde bir biçimde filizleniyorlardır.

Önümüzdeki ayın programından ve mutlaka görülmesi gerektiğini düşündüğünüz üç filmden bahseder misiniz?

16 Haziran’da “Pekin Taksi” isimli bir film gösterilecek. Pekin’de olimpiyatlar dolayısıyla yürütülen çalışmaları ve onların şehirde yarattığı değişimi taksi şoförlerinin aktarımları üzerinden takip eden bir belgesel. 9 Haziran’da ise “Africa United” isimli uzun metrajlı bir film var. 23 Haziran’da da Metin Erksan’ın İzmir Enternasyonal Fuarı’nda “En İyi Yönetmen” ödülünü aldığı “Suçlular Aramızda” isimli filmi var ve bu film senenin tek Türk filmi.

Peki gösterim günü olarak perşembeyi seçmenizin sebebi nedir?

SALT’ın birkaç yıldır devam ettiği bir “Uzun Perşembe” programı var. Her ayın son Perşembe günü şehirde koşturmaktan SALT’ı ziyaret edemeyenler için kurumu 22.00’ye kadar açık tutuyoruz. Bu günlere özel performanslar, sergi turları düzenleniyor. Perşembe Sineması da mevcut programı desteklemek için Perşembe gününe sabitlendi.

SALT Perşembe Sineması Haziran 2016 Programı

9 Haziran Debs Gardner-Paterson, Africa United [Birleşik Afrika], 2010

16 Haziran Miao Wang, Beijing Taxi [Pekin Taksi], 2010

23 Haziran Suçlular Aramızda, 1964

Görsel 1: Meriç Öner
Görsel 2: Africa United
Görsel 3: The World's Greatest Fair
Görsel 4: Suçlular Aramızda
Görsel 5: Beijing Taxi

 

Yazar Hakkında

avatar
Robert Kolej'i bitirdikten sonra Dartmouth College'da (A.B.D.) Ekonomi&Psikoloji birleşik anadal ve Fotoğraf eğitimi aldı. 2009 yılından beri galericilik yapan Yasemin Elçi, şu anda Nişantaşı'ndaki Galeri x-ist'in direktörü. Milliyet Sanat, İstanbul Art N

TAKVİMİ GÖR

Konser, Sergi, Sahne Şovu, Tiyatro... Nerede? Ne Zaman? Şehirde Ne Varsa Hepsi Burada !

SanatOnline.Net e-posta aboneliği

Sanatsal etkinliklerden haberdar olmak ve sanat haberlerini almak için e-posta hesabınızı bırakabilirsiniz.